07 Şubat 2020

Hukuk Fakültesi Eğitimi ve Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavına Dair Bazı Notlar



"Netice itibariyle hukuk, hukukçular ne ise odur. Ve hukuk ve hukukçular, hukuk fakülteleri onları ne yapıyorsa odur."

Felix Frankfurter (Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Prof. Dr.)


Hukuk fakülteleri gerçekten prensipte ne yapar? Adı üzerinde talip olanı, hukuki muhakemenin gereğini yapabilecek düzeye getirir. Talebe, bir uyuşmazlığa baktığında orada hukuki olanın ne olduğunu görebilecek basirete eriştiyse, onun hukukçu olmasına izin verir ve mezun eder. Binaenaleyh hukuk eğitimi üniversitede görülür, meslek yüksekokulunda değil. Buradan mezun olan, hukuku söyleme icazetini alır. Meclisin tarihine bakınız, ekseriyet hukukçuya rastlayacaksınız. Sadece yasa yaparak değil bir uyuşmazlık söz konusu olup da adalet sarayına vardığınızda hâkim olur, somut olayın hukuken nasıl görüldüğü ve hukukun takdirini söyler. Avukat olur, bir haksızlığa uğradığınızda, hukuki talebinizi söyler, hukuk alemindeki sesiniz olur. 

Hal böyle iken hukuk eğitimindeki aksaklığın toplumdaki yansıması bariz şekilde kendini gösterecektir. Türkiye’de artan hukuk fakültesi sayısıyla birlikte de hukuk fakültelerindeki eğitim, hiç olmadığı kadar fazla gündemdedir.

Hukuk fakültelerindeki eğitimle ilgili çok sayıda uzman akademisyence yazılan makalelere rastlanılabilir. Ancak hukuk eğitiminin önemi ve problemlerinin artarak devamı, bu konuda çok daha fazla yazı yazılacağına da işaret etmektedir. 

Burada problemleri sıralayarak öneride bulunmaktan ziyade, onlara dikkat çekmektir amacımız.



Kalın Kitapları Okuyan Hukuk Öğrencisi Profili


Dünya’nın her yerinde hukuk fakülteleri en zor şekilde eğitim sürdürülen yerlerdendir. Türkiye’de hukuk fakültelerindeki bu eğitim zorluğuna, fakültelere gelen öğrencinin alt yapı eksikliği eklenince daha karmaşık bir durumla karşı karşıya kalmaktayız. İstisnaları olmakla birlikte, iyi bir lise eğitiminde kazanılması gereken yazılı/sözlü anlatım yeteneğine sahip olmayan öğrenci, okuduğunu ve derste dinlediğini anlama noktasında zorluklar yaşamaktadır. Derste dinlediğini anlayamayan ve onu kâğıda geçirmekte zorlanan öğrenci, artan teknoloji imkânlarıyla ses kaydı ve ona bağlı ders notlarını okumak suretiyle dersleri geçebileceğine inanmaktadır. Kamuoyunda da bilinen “kalın kitapları okuyan hukuk öğrencisi” profili kaybolmak üzeredir. 

Hukuk fakültesine gelen öğrencinin alt yapı eksikliğine, özellikle yeni kurulan bazı kamu/vakıf hukuk fakültelerindeki idari ve akademik alt yapı eksikliği de eklenince vahim sonuçların ortaya çıkma tehlikesiyle karşı karşıyayız.  İnteraktif eğitim yöntemlerinin kullanılmadığı kalabalık sınıflarda, hukukun özüne inmeden yapılabilen aktarmacı eğitim modelinin benimsenmesi de hukuk eğitiminde edim sunan tarafın problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu itibarla hukuk eğitimi verilirken gösterilebilen yüzeysellik, hukuk formasyonuna sahip olmayan hukukçu yetişmesine sebep olabilmektedir. 

Hukuk bilgisinin tamamının fakültede verilebileceği, hukuk eğitiminin de iddiası olmasa gerektir. Bir konuda daha fazla yetkinliği sağlamaya engel olacak biçimde fakültelerde seçimlik ders sayılarının azlığı ve atölye çalışmalarının eksikliği söz konusudur.

Teori ve uygulamanın kopuk olduğu ise her dönem dile getirilen bir olgudur.

Özetle denilebilir ki hukuk fakültesi eğitimi, fakülte öncesi-fakültedeki ve mezuniyet sonrası eğitim şeklinde bütüncül olarak ele alınması gereken ve her birindeki problemin diğerine olumsuz etki ettiği bir mevzudur. 

Gelinen noktada Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı hukuk fakültelerinin meslek öncesi eğitim verdiğini ima etmektedir. 



Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, 2020-2021 Akademik yılında Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptıran mezunlara uygulanacaktır. Bu sınav esasında, yukarıda belirtilen veya burada belirtilmeyen başkaca problemlerin bir sonucudur. Bu sonuca, hukuk fakültesi sayısını artıran kamu otoriteleri, hukuk fakülteleri idari ve akademik kadroları ve mevzunun muhatabı hukuk fakültesi öğrencileri iştirak halinde ulaşmıştır.

Adli yargı hakim ve savcılık ile idari yargı hakimliği sınavına başvurabilmek, avukat ve noterlik bakımından ise bu mesleklerin stajına başlayabilmek için sınava girmek şartı getirilmiştir. 

Bu sınavla idari yargıda hukuk alanı dışında mezuniyete sahip kişilerin de yüzde yirmi kontenjanla hakim olabileceği görülmektedir. Bu kişilerin alan bilgileri nedeniyle hakimliğe dâhil edildiği düşünülmekte ise de bunu, hukukun her alanı için geçerli olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla başka alanlardan ceza hakimliğine de yargıç kabul edilmesinde bir beis görmemek gerekir. Örneğin idari yargılamada iktisat mezunlarına görev verilmesi ekonomik faaliyetler bakımından gerekli görülüyorsa benzer bir durum ekonomik suçlar bakımından da ceza hukuku için geçerli olacaktır. Dolayısıyla illa ki dış alanlardan birisi alınacaksa bu kişinin alt derece tetkik hakimliğinde kalmasının temin edilmesi yahut zaten uygulamada olduğu üzere bilirkişi düzeyinde tutulması sağlanmalıdır. Hukuki kararı, alan dışı kişiler vermemeli, teknik destek için orada olmalıdırlar. 

Kaldı ki hukuk mezunlarının sayısındaki artış nedeniyle sınav düzenlemesi getiriliyorken farklı bir alandan istihdam teşebbüsü ayrıca bir tezattır.

Diğer taraftan sınavla birlikte, dört yıllık eğitimde alınan derslerin çoktan seçmeli soru mantığıyla sorulması, meslek sınavlarına hazırlık başlığı altında piyasadaki özel eğitim sektörünü de canlandıracaktır. Bu sefer şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak olabiliriz: lisans eğitiminde çoğunlukla pratik olay şeklinde sorulan soruların, hukuk mesleklerine giriş sınavında sorulan tarza dönüşerek, test sınavının tercih edilmesi. 

Kuşkusuz sınavla birlikte, mezun olan hukukçular arasında bir nitelik farkı da ortaya koyulmuş olacaktır. Ancak keşke hukuk eğitimindeki problemler en aza indirilseydi ve böyle bir sınava gerek kalmasaydı.



Şöyle bitirelim: Hukukun niteliği, hukuk ile iştigal edenlerin niteliğine bağlı olduğundan, hukuki bilince erişmemiş mezunlar ancak bildiklerini yapacaklar ve ortaya çıkan ürün bırakınız adalet değerini gerçekleştirmeyi bir düzen dahi temin edebilmekten uzak olacaktır. Dolayısıyla başta belirttiğimiz üzere, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı bir sonuçtur. Sebebe yani hukuk fakültesi eğitimine odaklanılması gerekmekte, hukuk eğitimindeki problemleri çözüm noktasında adımlar atmaya devam etmelidir. Yoksa Hukuk Mesleklerine Giriş sınavı kurtarıcımız değildir. 

ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ