26 Kasım 2020

Dava Şartı Olarak Arabuluculuk Üzerine Bir Değerlendirme

Arabuluculuk uygulaması, esasen taraflar arasında meydana gelen hukuki uyuşmazlıkların tarafsız bir üçüncü kişi yönetiminde barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulmasını amaçlıyor.  Bu yolla taraflar günlük hayatta karşılaştıkları sorunlar üzerinde serbestçe tasarruf edebiliyorlar ve aralarında bir iletişim kurarak sorunlarını dostane bir biçimde nihayete erdiriyorlar. Daha çok özel hukuk alanında uygulama bulan arabuluculuk sistemi ihtiyari arabuluculuk ve dava şartı (zorunlu) arabuluculuk olmak üzere iki modele ayrılıyor. Bunlardan ihtiyari arabuluculuk, süreci tarafların iradeleriyle başlatırken; dava şartı arabuluculuk tarafların dava açmaları için zorunlu bir aşama olarak karşımıza çıkıyor. Ancak her iki model de temel olarak tarafları adil ve güvenilir şekilde anlaşmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.


Türk Ticaret Kanunu (TTK) M.5/A’ya göre ticari davalarda konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerinde dava açmadan önce arabulucuya başvurulması gerekmektedir. Tüketici hukuku bakımından ise 6502 Sayılı TKHK M.73/A’da sayılan birtakım istisnalar dışında aynı şekilde arabuluculuk dava şartı olarak düzenlemiştir. Diğer taraftan İş Mahkemeleri Kanunu M.3’e göre işçi ile işveren arasındaki yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, maaş gibi işçilik alacakları ile ihbar tazminatı, kıdem tazminatı gibi tazminatlardan kaynaklanan hukuki sorunları çözüme kavuşturmak için öncelikli olarak arabulucuya başvurmak zorunludur. Bu uyuşmazlıklar bakımından doğrudan dava açılması mümkün değildir. 


İLKE Hukuk İzleme Raporu 2019’da arabuluculuk türüne göre anlaşma oranları Şekil.1’deki gibidir.


Şekil 1. Arabuluculuk Türüne Göre Anlaşma Oranları

Kaynak: Hukuk İzleme Raporu 2019


Bu veriler ışığında arabuluculuğa giden dosyalardan çözüme kavuşanların oranı azımsanmayacak kadar çoktur. Ayrıca dava şartı arabuluculuk dosya sayısı ihtiyari dosya sayısından neredeyse üç katından fazladır. Bu durum zorunlu arabuluculuk uygulamasının bir dava şartı olması buna karşılık ihtiyari arabuluculuğun seçimlik bir yol olmasının doğal sonucu olabilir. Böyle bir değerlendirme ise arabuluculuğun bir aşama olarak işlevsiz olduğu kanaatini uyandırabilir. Ancak zorunlu arabuluculuktaki anlaşma dosya sayılarına bakıldığında dava açma niyeti ile yola çıkan tarafların teşvik edilen arabuluculuk yöntemini olumlu bir biçimde kullandıkları da yapılabilecek diğer bir yorumdur.


İki modelin kendi içinde anlaşma oranlarından %98,7 ile ihtiyari arabuluculuk oranın %57,9 ile dava şartı arabuluculuktan [1] daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Ancak bu iki modeldeki anlaşmaya varılan dosya sayılarından zorunlu arabuluculuk net dosya sayısının daha yüksek olduğu görülüyor. Bu yolla zorunlu arabuluculuk uygulamasının dosya sayısı bakımından daha fazla insanı arabuluculukla tanıştırdığını ve çözüme yönelik yollar ürettiğini söylemek mümkün hale geliyor. Dava şartı olarak arabuluculuk uygulaması, taraflara uzun ve pahalı olan dava açma sürecini başlatmadan önce alternatif bir yolla barışçıl bir çözüm üretilmesi imkânını sağlıyor.




2017 yılında içinde mahkemelere açılan davalar arasında ilk sırayı iş mahkemelerine açılan davalar, ikinci sırayı ise tespit davalar almaktadır [2]. Olağan sınırları aşan bu dava yoğunlukları arabuluculuğun dava şartı haline gelmesinin zorunluluk arz ettiğini de ortaya koyuyor. Bu sebeple dava şartı olarak arabuluculuk uygulamasının özellikle alacağa dayalı davalar yönünden daha da yaygınlaştırılması oldukça isabetli bir adım olacaktır.


Ayrıca dava şartı olarak arabuluculuktaki dosya sayısının artışı avukatların, arabulucuların ve diğer uygulayıcıların daha deneyimli ve zamanla tecrübeli, birikimli bir hale gelmelerine imkân tanıyor. Bu bakımdan başvuru sayılarında görülen artışlar, hukuki uyuşmazlık yaşayan tarafların arabuluculuğa başvuruda ilk başlardaki tedirginliklerinin zamanla ortadan kalktığını gösteriyor [3]. Aynı zamanda, bu uygulama tarafların bizzat ihtilafa karar verme sürecine dâhil olmalarını ve etkin rol oynamalarını sağlıyor. Bu gelişmeler hem arabuluculuğun olumlu yönlerini güçlendiriyor hem de motive edici bir etki oluşturuyor.




Diğer taraftan meslek odaları ile sivil toplum örgütlerinin dava şartı arabuluculuk düzenlemesini desteklediğini görüyoruz. Bunun sebebi ise iş mahkemelerindeki davalarda işverenin çok büyük bir olasılıkla haksız çıkması olabilir. Çünkü bu gruplar, zorunlu arabuluculuk uygulamasının özellikle iş mahkemelerindeki davaların büyük bir kısmının işveren aleyhine sonuçlanmasını değiştirmek adına büyük bir gelişme olarak görüyorlar.


Uygulamada dava şartı olarak arabuluculuk sistemine birtakım eleştiriler de getiriliyor. Bunlardan en dikkat çekeni bazı şartlarda ekonomik olarak daha güçsüz olan tarafın haklarından feragat etmesi zorunluluğunun ortaya çıkmasıdır. Bir başka eleştiri ise görüşmelere katılımın zorunlu olmasıdır. Bu zorunluluğun arabuluculuğun iradi olması ilkesine ters düştüğü yönünde kanaatler vardır. Özellikle iş hukukuna yönelik ihtilaflarda zorunlu arabuluculuk uygulaması işçi yararına yorum ilkesinin alternatifini ortaya koyduğuna ve zorunlu arabuluculuk üzerinde bir güven bunalımı oluşmasına neden olduğu yönünde düşünceler mevcuttur [4].


Dünyadaki tecrübeler mahkeme temelli arabuluculuk sürecinin yürütülmesinde olduğu kadar tarafların arabuluculuğa teşvikinde de hâkimin çok büyük rolü olduğunu gösteriyor.  Bu yolla gerçekleşen arabuluculuk görüşmeleri daha etkili ve başarılı sonuçlar sağlıyor. Bu sebeple hâkimler, davanın ön inceleme aşamasında dava dilekçesinin esasa kaydedilmesi anından itibaren dosyanın arabuluculuğa yönlendirilmesi durumunu incelemelidir [5].




Adalet bakanlığının basına yansıyan ifadelerine göre 2019 Ocak ayında arabuluculukta başarı oranı %70’lere ulaşmıştır[6]. Bütün bu veriler dava şartı olarak arabuluculuk uygulamasının mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacına katkı sunduğunu ve umut verici nitelikte olduğunu gösteriyor. Tabii ki burada anlaşma sağlanamayan dosya oranının çokluğunu da unutmamak gerekiyor. İhtiyari arabuluculuktaki %98,7 ve zorunlu arabuluculuktaki %57,9 anlaşma verileriyle taraflar arasında bir uyuşmazlık ortaya çıktığında ilk tercihin mahkemeye başvurmak olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca mahkemeye başvurmanın zaman kaybına yol açtığının taraflarca kabul görmeye başlaması arabuluculuk kültürüne zamanla uyum sağlandığını da gösteriyor.

Dava şartı olarak arabuluculuk; taraflara daha hızlı, basit, ucuz ve güvenli bir biçimde çözüme ulaşmaları için alternatif bir yol daha olduğunu hatırlatıyor ve bu yolla bir çözüme ulaşılmadığında ilgili mahkemede dava açma imkânın devam ettiği güvencesini de veriyor. Hukuk sistemi içinde sunulan bu uygulama yargılama aşamasına geçilmeden önce bir kez daha Adalet Bakanlığının ihtilafları çözme noktasında barışçıl bir yöntem izlemeyi teşvik etmesine uygun olarak insanların arabuluculuğu tanımasına, temas etmesine imkân sağlıyor.


[1] Engeloğlu, H. N. (2020). Hukuk İzleme Raporu 2019. İstanbul: İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı.

[2] Aşçı, M. S. (2019). Zorunlu Arabuluculuk Uygulamasının Olumlu ve Olumsuz Yönleri. Uluslararası Hukuk ve Sosyal Bilim Araştırmaları Dergisi, s. 80-91.

[3] Albayrak, H. (2018). Eşitlik ve Tarafsızlık İlkelerinin Zorunlu Arabuluculuk Bağlamında Yeniden Değerlendirilmesi Zorunluluğu. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, s. 12-24.

[4] Aşçı, M. S. (2019). Zorunlu Arabuluculuk Uygulamasının Olumlu ve Olumsuz Yönleri. Uluslararası Hukuk ve Sosyal Bilim Araştırmaları Dergisi, s. 80-91.

 [5] Hukuk İşleri Gen. Müd. Arabuluculuk Daire Başk., T.C. Adalet Bakanlığı, Conseil Of Europe, & Sweden. (2017). Mahkeme Temelli Arabuluculuk Hizmetleri El Kitabı. Ankara: T.C. Adalet Bakanlığı.

[6] Engeloğlu, H. N. (2020). Hukuk İzleme Raporu 2019. İstanbul: İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı.




ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ