Uzman Görüşleri

2021 Yılında Türkiye'de Enflasyonun Seyri

Cengizhan Yıldırım

Dr. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi

Türkiye’nin uzun bir enflasyon tarihi bulunmaktadır. Her ne kadar daha önce de enflasyonist dönemler olsa da 1971 yılında çift hane olan enflasyon rakamları 1990’lı yıllarda zirve yapmış ve 2004 yılına kadar kesintisiz şekilde konumunu sürdürmüştür. Bu dönemde yeşil bir canavarla simgeleşen enflasyon hakkında yapılan yayınlara baktığımız zaman, bu kadar uzun süreli enflas- yonla mücadelenin çok zor olacağının hep dillendirildiğini görürüz. 2004-2016 döneminde her ne kadar tek haneye düşse de %10’un hemen altında olan seyrini sürdürmüş ve aslında tehlike arz etmeye devam etmiştir. %8-9 seviyelerinde olan enflas- yonun çift hanelere geçmesi oldukça kolaydır. Nitekim 2016 yılında yeşil canavar uykusundan uyanarak tekrar çift haneye ulaş- mış ve artış hızını sürdürerek 2021 yılını %36,08 ile kapatmıştır. Döviz kurundaki istikrarsızlık, merkez bankasının bağımsızlığı tartışmaları, emtia ve enerji fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketlilik, diğer ülkelerde görülen enflasyonist ortam gibi değişkenler göz önüne alındığında, iyimser bir tahminle bile, önümüzdeki birkaç yılda bu sorunun devam edeceği görülmektedir.

Enflasyon, fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen önemli ve sürekli artışlar olarak tanımlanmaktadır. Bir ya da birkaç ürünün fiyatında meydana gelen artış, enflasyon olarak tanımlanmaz; çünkü her ürünün enflasyon sepetinde ağırlığı sınırlı dolduğun- dan bu durum TÜFE’nin genelinde önemli artışa neden olmaz. Fiyatlarda yaşanan artışın enflasyon olarak kabul edilmesi için artışların sürekli olması gerekir. Tek seferlik genel endeks artışları enflasyon olarak değerlendirilmez.

Enflasyonu ölçmek için TÜİK, 81 il ve 225 ilçeden, 415 madde, 915 madde çeşidi olmak üzere 550.000 fiyat toplamaktadır. Mad- delerin enflasyon sepetindeki ağırlıkları farklıdır. Örneğin 2021 yılı için kiranın enflasyon sepetindeki payı %5,4704 iken bebek mamasının payı %0,1095’tir. Bu örnekten hareketle kiralarda meydana gelen artış bebek mamasında meydana gelen artışa göre TÜFE’yi çok daha fazla etkilemektedir. Başka bir deyişle kirada meydana gelen %100 artış, TÜFE’yi tek başına %5,4704 artırırken bebek mamasındaki %100 artış TÜFE’yi tek başına %0,1095 artırır.

Ürün çeşidi ve enflasyon sepetindeki ağırlıkları TÜİK tarafından hanehalkı tüketim harcaması anketiyle belirli aralıklarla or- talama bir tüketiciye göre güncellenmektedir. TÜİK’in hesapladığı enflasyon ortalama bir tüketiciye göre oluştuğundan her bir tüketicinin tükettiği ürün sepeti farklı olabilmekte ve ortalamadan sapma gösterebilmektedir. Başka bir deyişle her bir tüketicinin hissettiği enflasyon genel endekse göre farklılık gösterebilmektedir.

Örnek olarak; Şekil 50’de 2021 Aralık ayında sol tarafta fiyatı en fazla düşen dört ürün, sağ tarafta ise fiyatı en fazla yükselen dört ürün yer almaktadır. Buna göre (varsayım olarak) bir ay boyunca sadece sol taraftaki ürünleri tüketen bir hane fiyatların artmak yerine azaldığını, sağ taraftaki ürünü tüketen hane ise enflasyonun ciddi şekilde arttığını iddia edebilir. Türkiye’de her bir hanenin farklı geliri, farklı zevk ve tercihleri ve farklı tüketim sepeti göz önüne alındığında ortaya sonsuz sayıda ihtimal çık- maktadır. 2021 Aralık ayında aylık enflasyonun %13,58 çıkmasına rağmen 51 ürünün fiyatında düşme olduğunu belirtmekte fayda var.


Türkiye’de yıllık enflasyon 2020 yılında %13,70’ti. Karşılaştırma yapmak açısından bakılırsa 2020’de yıllık enflasyon 2021 Aralık ayındaki bir aylık enflasyona oldukça yakındır. 2021 yılında enflasyon hızlı bir artış göstermiştir. Bu artışın daha iyi anlaşılması için “faiz sebep enflasyon sonuç” tartışması ve merkez bankası bağımsızlığı olmak üzere 2021 yılında yaşanan iki gelişmenin daha detaylı analiz edilmesi gerekir. Bu iki olay döviz kurunu yükselterek maliyet enflasyonuna, parasal genişlemeyle de ta- lep enflasyonuna neden olmaktadır. 2021 yılında maliyet ve talep enflasyonun bir sarmala girmesi, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Türkiye 2021 yılına iktisadi olarak olumlu bir ortamda girmiştir. Kasım 2020’de Hazine ve Maliye bakanının ve merkez bankası başkanının değişmesi, Cumhurbaşkanının ekonomide acı reçeteyi uygulamaktan kaçınmayacaklarını belirten konuşması ve merkez bankasının faizleri artırmaya başlaması bu olumlu ortamın nedenlerindendir. Ancak 20 Mart 2021’de merkez bankası başkanı değişikliği bu olumlu havanın çok geçmeden dağılmasına neden olmuştur.

Şahap Kavcıoğlu, 20 Mart’ta merkez bankası başkanı olduğunda para politikası faiz oranı %19, dolar/TL kuru 7,77, enflasyon ise %15,61’di. Göreve başlar başlamaz para politikası faiz oranının hep enflasyonun üzerinde olacağını belirten bir açıklama yaptı. 21 Mart’ta yaptığı yazılı açıklamada, piyasa beklentilerine uygun olarak merkez bankasının yasal hedefinin fiyat istikra- rını sağlamak olduğunu, enflasyonda kalıcı düşüşü sağlamak için para politikası araçlarının etkin şekilde kullanılacağını, sıkı para politikasına devam edileceğini, enflasyonda meydana gelecek kalıcı düşmenin makroekonomik göstergeleri olumlu et- kileyeceğini belirtti (Turhan, 2021, s.11). Kavcıoğlu’nun yaptığı diğer açıklamalar, röportajlar ve merkez bankası para politikası karar metinlerinde benzer açıklamalar bir süre daha devam etti.

Ağustos ayı enflasyon rakamı %19,25 olarak gerçekleşince Şahap Kavcıoğlu’nun pozitif politika faizi sözü bağlamında beklen- tiler karışık bir hal aldı. Merkez bankası başkanı 8 Eylül’de yaptığı açıklamada ise enflasyonun geçici olduğunu, son çeyrekte düşüş göstereceğini, merkez bankasının pozitif politika faizi sözünü yerine getirirken sadece manşet enflasyona değil çekirdek enflasyona da bakacağını söyledi (Turhan, 2021, s.21). Çekirdek enflasyonun manşet enflasyonun altında olması pozitif politika faizi sözünün tutulmayacağı beklentisini oluşturdu. 23 Eylül’de yapılacak olan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı beklenmeye başlandı.

23 Eylül’e gelindiğinde dolar/TL kuru 8,76, enflasyon ise %19,25 olarak gerçekleşmişti. Bu toplantıda “Parasal duruşun sıkı- lığı ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başlamıştır. Bunun yanında, bireysel kredilerin ılımlı seyre dönmesi için makroihtiyati politika çerçevesi güçlendirilmiştir. Kurul, para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına yönelik analizleri değerlendirmiştir. Bu çerçevede para politikası duruşunda güncellemeye ihtiyaç bulunduğu değerlendirmesi yapılmış ve politika faizinde indirim yapılmasına karar verilmiştir”TCMB, 2021) denilerek bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının %19’dan %18’e indirildi. Böylece enflasyonla müca- delede temel bir araç olan merkez bankası para politikasının, sıkı para politikasından genişleyici para politikasına dönüşerek piyasa beklentilerinin aksi yönde hareket etmesi enflasyon beklentilerinin bozulmasına ve döviz kurunun hızla yükselmesine neden oldu. Benzer açıklamalarla merkez bankası aralık ayına kadar olan dönemde politika faizini %14’e kadar düşürmesi sonucu dolar/TL kuru sürekli olarak yükselerek 20 Aralık’ta 18,36’ya ulaştı. Aralık ayı enflasyonu %13,83’e, yıllık enflasyon da yıllık %36,8’e çıktı ve Türkiye ne zaman biteceği belli olmayan aylık iki haneli enflasyon sürecine girdi. 20 Aralık’ta getirilen kur korumalı mevduat uygulamasıyla dolar kuru 12-13 TL bandına kadar geriledi; ama enflasyonist bekleyişlerde belirgin bir dü- zelme olmadı; çünkü döviz kuru yükselince maliyet artışına bağlı olarak enflasyon yükselir; ancak aylık enflasyon rakamlarının iki haneli rakamlara ulaştığı bir ortamda döviz kurunun düşmesi ve istikrar kazanması enflasyonu düşürmeye yetmeyebilir. Bunun için kur istikrarının yanında daraltıcı para ve maliye politikaları gerekir.

Parasal aktarım mekanizmasına göre bir ülkede faizler yükseldikçe enflasyon düşer. Şöyle ki, faizlerin yükselmesi ülkeye ya- bancı sermaye girişine yol açarak döviz kurunun ve ithal malların ucuzlamasına ve yüksek faiz toplam talebin daralarak enf- lasyonist baskının azalmasına neden olur. Ampirik çalışmalar da bu sonuca ulaşmaktadır. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “enflasyon sebep, faiz sonuç” teziyle bunun tam tersini söylemekte, faiz düşünce enflasyonun da düşeceğini iddia etmektedir. Bu bağlamda hem faizlerin düşmesi gerektiğini söylemekte ve merkez bankasının araç bağımsızlığı konusunu tartışmaya açmaktadır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan özellikle 2015 yılından sonra bu iddiasını daha net bir şekilde ifade etmekle birlikte, cumhurbaşkanı olduktan ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtikten sonra bu açıklamaları piyasaları derinden etkile- mektedir. 2018 yılında döviz kurunda ve enflasyondaki yukarı yönlü hareketin temelinde de yer alan bu iddia, merkez bankası başkanlarının sık sık değişmesine yol açmaktadır. 2016’dan beri görev süresini tamamlayan bir merkez bankası olmamıştır ve Cumhurbaşkanı, 3 tane merkez bankası başkanını görevden almıştır. Sık sık görevden almalar merkez bankasının bağımsızlı- ğının sona erdiği düşüncesine neden olmaktadır. Cumhurbaşkanı, kendi iddiasının aksi yönde hareket ederek faiz artıran ya da yeterince düşürmeyen merkez bankası başkanlarını görevden almaktadır. Naci Ağbal sadece 4,5 ay görevde kalmıştır.

Günümüz gelişmiş ekonomilerinin tamamında merkez bankaları araç bağımsız olarak (Fed gibi amaç bağımsız merkez banka- ları da bulunmaktadır) politikalarını yürütmektedir. 2008 yılından beri merkez bankaları ekonomilerin büyümesi konusunda önemli bir işlev üstlenmekle beraber COVID-19 sürecinde ekonomi politikalarının bel kemiğini merkez bankalarının uyguladığı para politikaları oluşturmaktadır. Faizi ECB -%0,5’e, Fed %0’a kadar düşürmüş ve devasa genişleyici para politikaları uygula- mıştır. 2017 yılında 800 milyar dolar olan Fed bilançosu 9 trilyon dolar sınırına dayanmıştır. Bu kadar genişleyici para politi- kalarının enflasyona yol açmamasının bir nedeni de merkez bankalarının bağımsız olması ve başta sözlü iletişim (forward guidance) olmak üzere enflasyonist sürece müdahale edecekleri beklentisinin net şekilde oluşmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’de merkez bankası bağımsızlığının de facto olarak sona ermesi önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelenin başarıya ulaş- masında bir ön şart olması açısından en önemli sorunlardan bir tanesi olacaktır. Merkez bankasının kredibilitesini inşa etmeden ve yeniden bağımsız bir merkez bankası inşa etmeden enflasyonla mücadele politikalarının başarıya ulaşması çok mümkün görünmemektedir.

Enflasyonu ölçen kurum olarak TÜİK başkanlarının da sürekli değişmesi bu kuruma olan güveni sarsmakta ve bu kurumun enflasyonu ölçümlerinin güvenilirliği tartışmalarına neden olmaktadır. Resmî bir kurum olarak TÜİK’in veri manipülasyonu yaptığı iddiası ispata muhtaçtır; çünkü TÜİK’in sadece enflasyonu değil, elde ettiği fiyatları da web sayfasında duyurması kolay- ca karşılaştırma yapma imkânına neden olmaktadır.

2021 Kasım ayında otomobil fiyatlarının yükselmesine rağmen fiyata ulaşılamadığı gerekçesiyle bir önceki fiyatların kullanıl- ması, TÜİK’e eleştirilerin zirve yapmasına neden olmuştur. Dönemin TÜİK başkanı Sait Erdal Dinçer bu eleştirilere cevap olarak otomobil fiyatlarındaki artışın TÜFE’ye gerçek düzeyiyle yansımadığını TÜİK’in farkında olduğunu ve bu eksikliği gidermek amacıyla yeni bir çalışma başlatıldığını belirtmiştir.

TÜİK’in eleştiri aldığı bir diğer konu “kalite düzeltmesi” konusudur. Başta elektronik, otomotiv, konut, telefon, bilgisayar olmak üzere bazı ürünlerin zaman içinde kalitesinde iyileşme olur ve bu artışa bağlı olarak fiyatlar da artar. Aynı ürünün fiyatını ölç- mek için kalite artışına bağlı olarak ortaya çıkan fiyat artışları birtakım ekonometrik yöntemlerle düzeltilir ve böylece enflasyon daha “düşük” çıkar. TÜİK özellikle 2018 yılından sonra bu yola daha fazla başvurmuş ve bunu salgın şartlarına bağlamıştır. Kalite düzeltmesi tüm istatistik kurumlarının başvurduğu bir yöntem olmakla beraber, eleştirilerde TÜİK’in bu yöntemi çok fazla kullandığı yer almaktadır.


Alt gruplar itibariyle bakıldığında 8 alt başlıkta manşet enflasyondan az, 4 alt başlıkta ise fazla artışın olduğu görülmekte- dir. En fazla artışın ulaştırma ve gıda ve alkolsüz içecekler grubunda olduğu dikkat çekmektedir. Düşük gelir gruplu hanelerin bütçesinde en fazla bu iki gurubun yer tutması alt gelir gruplarının enflasyonu daha fazla “hissetmesine” neden olmaktadır. Bu nedenle özellikle gıda ve alkolsüz içeceklerde fiyat artışlarını engellemek için tanzim satışları, ihracat engelleri, ithalat ko- laylıkları, fiyat denetimleri, sabit ve tavan fiyat uygulamaları gibi birçok uygulama getirilmesine rağmen yeterince başarı elde edilememiştir.

Genel Değerlendirme

Dönem dönem görece enflasyon düşüşleri olsa da 50 yılı aşkın bir süredir Türkiye ekonomisinde fiyat istikrarı sağlanamamıştır. Yıllardır süregelen kronik sorunlarla beraber 2021 yılında enflasyon canavarının uyanmasının temel nedenleri emtia ve enerji fiyatlarının yükselmesi, “faiz sebep enflasyon sonuç” tezi ve merkez bankasının bağımsızlığının de facto sona ermesidir.

2021 yılında yapılan saha araştırmalarına göre Türkiye’nin en önemli sorunun enflasyon olduğu görülmektedir. %40-50 ci- varında enflasyonun yukarı doğru çıkarak hiperenflasyona dönüşmesi çok kolay ve kısa zamanda olabilir. Bu kadar yüksek enflasyon yatırımları azaltmakta, gelir dağılımını bozmakta, kısaca ekonomiyi resesyona hatta krize doğru götürmektedir. Seçimlerin yaklaşması siyasilerin enflasyonla mücadelede isteksiz davranmasına neden olmaktadır; ancak yüksek enflasyon ekonomilerde çok yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. 1990’lı yıllarda Türkiye’de bu durum yaşanmıştır.

Bir ekonomide enflasyonla mücadele ederek fiyat istikrarını sağlayacak temel kurum merkez bankasıdır. 2004 yılından itiba- ren görece fiyat istikrarının sağlanmasının önemli bir nedeni merkez bankasının araç bağımsız hale gelmesidir. Son yıllarda enflasyonda yükselmenin nedeni de bu bağımsızlığın sona ermesi veya tartışılmaya açılmasıdır. Eğer Türkiye’de yeniden fiyat istikrarının sağlanması isteniyorsa merkez bankası yeniden bağımsız olmalı, başkanları sık sık değişmemeli ve merkez ban- kasının alacağı kararlara siyasi otoritenin müdahale etmemesi gerekmektedir. Yeniden gerçekten araç bağımsız bir merkez bankası inşa etmeden enflasyonla mücadele mümkün gözükmemektedir. Bu gerçek enflasyon beklentilerinin önemli ölçüde bozulmasına neden olmaktadır.