2021 MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM

Ekonomik Büyüme

Dünyada genel olarak salgın yılı olarak hafızalara kazınan 2020 yılı küresel çapta olduğu gibi Türkiye’de de iktisadi açıdan ciddi sıkın- tılar yaratmıştır. Söz konusu salgın tedbirleri üretim, yatırım ve istihdamın düşmesine neden olmuştur. Bu da ekonomik büyüme üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur. Buna paralel olarak Türkiye ekonomisi, 2020 yılını %1,8 oranında bir büyüme ile kapatmıştır. Türkiye’nin iktisadi büyüme performansı 2021 yılında bir önceki yıla nazaran farklı seyretmiştir. 2020 yılının son iki çeyreğinde yaşanan kısmi toparlanma süreci sonrasın-


da ekonomi, sırasıyla %6,3 ve %5,9 oranında büyümüştür. 2021 yılında bu olumlu seyir hızlanarak devam etmiştir. 2021 yılında bir önceki yıla göre %11 oranında büyüme performansı yakalayan Türkiye ekonomisi üçer aylık periyotlarda ise sırasıyla %7,3, %21,9, %7,5 ve %9,1 oranında büyümüştür. Aynı yıl içerisinde büyüme hızı ABD’de %6, Almanya’da %3,1, Brezilya’da %5,2, Fransa’da 6,3, Çin’de %8 olarak gerçekleşmiştir. Bu ve- riler Türkiye’nin verili ülkelerden daha iyi bir büyüme performansı sergilediğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin 2020 sektörel büyüme rakamları ise aşağıdaki grafikteki gibidir. Grafiğe göre en hızlı büyüyen sektör %21,1 ile hizmet sektörü iken, en çok daralan sektör ise %9 ile 2020 yılında en hızlı büyüyen finans sektörüdür. 2021 yılında diğer hizmetler %20,3, bilgi & iletişim %20,2, sanayi %16,6 ve gayrimenkul sektörü %3,5 büyümüştür. Buna karşın tarım %2,2, inşaat ise %0,9 oranında küçülmüştür.

2021 yılında hizmetler, bilgi & iletişim ve sanayi sektörünün büyümeyi sağlayan öncü sektörler olduğu görülmektedir. 2020 yılı

 

genel olarak salgın neticesinde kapanma yılı olmuş, bu yılda hizmet ve sanayi sektörleri kapasitelerinin altında faaliyet göstermiştir. Ancak 2021 yılına gelindiğinde salgının söz konusu sektörler üzerindeki etkisi azalmıştır. Bu durum söz konusu sektörlerde bir önceki yıla göre yaşanan büyümeyi açıklamaktadır. Küresel salgın 2021 yılında 2020 yılına göre etkisini yitirmiş olsa da aramızdan tamamen ayrılmış değildir. Ve dahası salgın ile hayatımıza giren uzaktan çalışma ya da uzaktan eğitim gibi yeni yaşam kalıpları kalıcı hale gelmeye başlamıştır. Bu gelişmeler bilgi & iletişim sektöründe meydana gelen %20,2’lik büyümeyi açıklamaktadır. Finans sektörünün %21,4 oranındaki pozitif ayrışması da salgın ile birlikte küresel ekonomide var olan belirsizliklerin daha da belirginleşmesi ile oluşmuştur. Bu dönemde ekonomik ajanların söz konusu belirsiz- likten doğacak olası riskleri minimize etmek adına finansal varlık alım-satım işlemlerini hızlandırdığını ifade etmek mümkündür. Bu durum finans sektörünün pozitif ayrışmasını izah etmektedir. Gayrimenkul sektörünün salgına rağmen az da olsa büyümesinin arkasında da yaz aylarında bu sektöre 

 

sağlanan ucuz kredi politikası vardır. Bu dönemde konut satın alma maliyetlerinin kredilerdeki düşüşle birlikte azalması konut talebini artırmıştır. Bu süreçte inşaat sektörünün gayrimenkul sektöründen farklı bir biçimde küçülmesi de esasen ucuz kredi politikasının mevcut gayrimenkul stokunu eritmeyi amaçladığına, ancak yeni yatırımların bu süreçte anlamlı olmadığına işaret etmektedir.

2021 yılı büyümenin harcamalar yönünden kompozisyonu ise hanehalkı harcamalarının %15,1; kamu harcamalarının %2; yatırımların %6,4; ihracat ve ithalatın sırasıyla %25 ve %2 büyüdüğünü göstermektedir (TÜSİ- AD, 2022). Bu rakamlar 2021 yılında dış ticaret sektörünün büyüme üzerinde oldukça önemli bir etkisinin olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bir ekonominin belirli bir döneminin analizi daha önceki dönemlerle karşılaştırıldığında daha anlamlı sonuçlar vermektedir. Bu bağlamda yukarıdaki grafikte ise 2012-2021 yılları arasında Türkiye’nin ekonomik büyüme verileri gösterilmektedir. Söz konusu dönemde büyümenin inişli çıkışlı olması hasebiyle istikrardan uzak olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. İncelenen on yıllık dönemin ortalama büyüme oranı ise %5 olmuştur. Bu dönem Türkiye siyaseti için oldukça hareketli bir dönemdir. Dönem içerisinde darbe girişi- mi, başkanlık sistemine geçiş, küresel salgın, 


iklim krizi gibi ekonomik performansı ciddi biçimde etkileyebilecek gelişmeler/dönüşümler yaşanmıştır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin istikrarsız büyümesinin arkasında barındırdığı iktisadi problemlerin yanında, toplumsal ve politik alanda görülen deği- şimlerin de etkisinin olduğu ifade edilebilir.

İstihdam

COVID-19 virüsünün yıkıcı etkisiyle geçen bir yılın ardından gelen 2021 yılında istihdam aylara göre dalgalı bir seyir göstermektedir. 2021 yılı ortalama işsizlik rakamı, ocak ayında %12,8 iken Nisan ayında %13,8 ile yılın en yüksek seviyesine erişmiştir. Ardından turizm ve tarım sektörlerinin hareketlendiği yaz aylarında işsizlik azalmış, haziran ayında %10,6’ya kadar gerilemiştir. Ağustos ayında %11,6 olan işsizlik yılın geri kalan kısmında stabil bir hal almıştır. İstihdamın sektörel payı incelendiğinde hizmetler sektörünün en yüksek oranla istihdamın motoru olduğu görülmektedir. Toplam istihdamın %55,4’ünü sağlayan hizmet sektörünü %21,3 ile sanayi, %17,2 ile tarım ve %6,1 ile inşaat sektörü takip etmektedir.

2021 yılında seçilmiş ülkeler bazında işsizlik oranlarını gösteren tablo aşağıdaki gibidir. Buna göre Güney Afrika, Brezilya ve Türkiye en yüksek işsizlik oranına sahip ilk üç ülkeyi oluşturmaktadır. Aynı yılda işsizlik ABD’de %5,4, Çin’de %3,8’dir. En düşük işsizlik oranına sahip ülkenin ise %3,7 ile Almanya olduğu görülmektedir. Tüm bu veriler, incelenen ülkeler arasında Türkiye’nin görece yüksek bir işsizlik oranına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. 

 

Türkiye’de işsizlik uzun yıllardan beri var olan önemli bir makro ekonomik problemdir. Bu durum özellikle genç işsizlikte daha belirgin bir biçimde görülmektedir. Aşağıda son on yıla ait işsizlik ve genç işsizlik rakamlarını gösteren grafik bulunmaktadır. Veriler incelendiğinde genç işsizliğinin genel işsizlik oranının yaklaşık iki katına tekabül ettiği görülmektedir. İncelenen dönemde genç işsizliği 2013 yılında %16,4 ile minimum, %25 ile 2020 senesinde maksimum seviyeye yükselmiştir. 2021 yılı genç işsizliğinin ise bir önceki yıla göre 2,2 puan azalarak %22,8 olarak ger- çekleştiği görülmektedir. Genç işsizliğinin genel işsizlik oranının üzerinde seyretmesi, emek piyasasının işgücüne yeni katılan genç nüfusa iş yaratma kabiliyetinin düşük olduğunu gösteren bir durumdur. Bu bağlamda genç işsizliği azaltıcı politikaların güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi gerekmektedir.



Enflasyon

Ekonomide verili dönemde mal ve hizmet fiyatlarında yaşanan sürekli artış anlamına gelen enflasyon bireylerin reel satın alma gücünü olumsuz etkileyen bir olgudur. Enflasyonun bu etkisi yalnızca tüketiciler üzerinde kalmamakta, bunun yanında üretim, yatırım, istihdam, bölüşüm gibi makroekonomik göstergeler üzerinde de etkiler yaratabilmektedir. Bu bakımdan ekonomi yönetimleri fiyat değişimlerini dikkatle takip ederler.

Yukarıda 2021 yılına ait iki farklı enflasyon verisi bulunmaktadır. Bir önceki yılın aynı ayına ait verilere göre 2021 Ocak ayında %14,97 olan enflasyon yıl sonuna gelindiğinde %36,08’e yükselmiştir. Özellikle son ayda hem aylık hem de yıllık enflasyonun ciddi bir sıçrama yaptığı görülmektedir. Türkiye’de 2021 yılında yaşanan söz konusu yüksek enflasyon büyük ölçüde küresel salgınla birlikte küresel tedarik zincirlerinde yaşanan darboğaz, TL’nin değer kaybetmesi, tedarik zincirlerinde yaşanan darboğaz, enerji fiyatlarındaki artış gibi problemlere dayanmaktadır.

2021 yılında tüketici fiyat endeksi ile paralel bir şekilde üretici fiyat endeksinde de yükseliş trendine girdiği görülmüştür. 2021 üretici fiyat endeksi, 2019 yılı ocak ayına göre %26,16 artış göstermiştir. Söz konusu yük- seliş bir önceki sene etkili olan salgın sürecinin zayıflamasıyla 2021 yılı boyunca devam etmiştir. Yıl ortasında %40 seviyelerine yükselen üretici enflasyonu yılın son ayında yüksek hızda artarak yılı %79,89 ile kapamıştır.

Cari İşlemler Dengesi ve Finansmanı

Ülkenin dış alem ile yürütmüş olduğu mal-hizmet ticareti vs. gibi iktisadi faaliyetlerin kaydedildiği hesap olan cari işlemler hesabı, ülkenin döviz ihtiyacını ortaya koyan önemli bir göstergedir. Yüksek cari açığa sahip olan ülkelerin döviz gereksinimleri de yüksektir. Dolayısıyla bu ülkelerde döviz kuru etkili olmaktadır. Cari işlemler açığı, 


 

 2021 Ocak ayında 1.776 milyon dolar iken 2022 Ocak ayına gelindiğinde 4 kat artarak 7.112 milyon dolara yükselmiştir. Bu açıkta mal ticaretinin 8.333 milyon dolarlık negatif, hizmet ticaretinin 1.631 milyon dolarlık pozitif etkisi olmuştur (TCMB, 2021).

Enerji hariç cari işlemler hesabı 2021 Ocak ayında 344 milyon dolar fazla vermiş, bu rakam 2022 Ocak ayında 959 milyon dolara yükselmiştir. Altın ve enerji hariç cari işlemeler hesabında ise aynı dönemlerde cari işlemler fazlalığı sırasıyla 1.251 milyon dolar ve 1.478 milyon dolardır. Bu durum Türkiye’nin cari açığının enerji ve altın kaynaklı olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. 2020 yılı alınan kapanma önlemleri sebe- biyle turizm gelirlerinin nispeten azaldığı bir yıldı. 2021 yılında bu durum önlemlerin hafifletilmesiyle etkisini azaltmıştır. Salgın öncesine denk gelen 2019 yılı net seyahat gelirleri 25.719 milyon dolar, salgın yılı olan 2020 net seyahat gelirleri ise 9.180 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Salgın sebebiyle yaşanan bu ciddi azalış 2021 yılında yarı yarıya telafi edilmiş ve net seyahat gelirleri 19.177 milyon dolara yükselmiştir (TCMB, 2022).

Cari işlemler hesabının alt hesabı olan dış ticaret hesabını oluşturan dış ticaret verileri de aşağıdaki gibidir. Tabloda 2020 ve 2021 yılları için ihracat, ithalat, dış ticaret dengesi ve ihracatın ithalatı karşılama oranı verilmiştir. Verilere göre bir önceki yıla göre 2021 yılında ihracat yaklaşık %33, ithalat ise %24 

oranında artmıştır. 2021 yılında dış ticaret hesabı 46 milyar 133 milyon dolar açık verirken ihracatın ithalatı karşılama oranı bir önceki yıla göre artarak %77,3’ten %83’e yükselmiştir.

Ekonomide cari işlemler hesabında oluşan açığın nasıl finanse edildiği, yani ekonominin ihtiyaç duyduğu dövizin nasıl elde edildiği (doğrudan yabancı yatırım, kısa vadeli finansman, uzun vadeli finansman, vs.) ekonomi politikaların yönünü ve bağımsız ekonomi politikası üretimini etkileyen önemli bir unsurdur.

2021 yılı rakamları ülkeye giren doğrudan yabancı sermaye miktarının 516 milyon dolar olduğunu göstermektedir. Aynı yılda gerçekleşen net portföy yatırımlarının değeri ise -766 milyon dolardır. Yurt dışı yerleşikler hisse senedi piyasasında 352 milyon dolarlık, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında ise 98 milyon dolarlık net satış hacmi gerçekleştirmişlerdir (TCMB, 2022).

Yurt dışındaki tahvil ihraçları incelendiğinde bankalar 104 milyon dolar, diğer sektörler 500 milyon dolar net kullanım gerçekleştirmiştir. Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar ve Genel Hükümet sırasıyla 496 milyon ABD doları ve 84 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmişken, diğer sektörler 83 milyon ABD doları net kullanım gerçekleştirmiştir. 2021 yılı resmi rezervlerinin ise 23.330 milyon dolar olduğu rakamlara yansımaktadır (TCMB, 2022).

Döviz Piyasaları

Ülkelerin ulusal paralarının diğer paralar karşısındaki değeri ekonomilerdeki dış borç stoku, üretim miktarı, enflasyon, istihdam seviyesi gibi göstergeleri doğrudan etkilemesi bakımından oldukça önemli bir göstergedir.

Bu bağlamda kurların istikrarlı, öngörülebilir bir yapı sergilemesi ekonomik istikrar adına önemlidir.

2021 yılı, döviz kurları açısında Türkiye zor bir yıl olmuştur. Yukarıda tablo TL’nin Amerikan doları, euro, Japon yeni ve İngiliz sterlini gibi güçlü paralar karşısındaki performansını göstermektedir. Buna göre 2020 yılı itibariyle 7,4439 TL olan dolar kuru yaklaşık %79 artarak 13,3731’e yükselmiştir. Bu durum TL’nin incelenen paralar içerisinde en çok dolara karşı kayıp yaşadığını göstermektedir. 2020 yılı sonunda ortalama euro/TL kuru 9,1466 iken 2021 yılına gelindiğinde 1 euro 15,1365 TL değerine yükselmiştir. Bu rakamlar TL’nin euro karşısında %65 değer kaybı yaşadığını göstermektedir. TL, Japon yeni karşısında ise %61 değer kaybetmiş ve kur 7,2555’ten 11,6709’a yükselmiştir. Sterlin karşısında yaşanan kayıp ise %78 olarak gerçekleşmiştir. 10.1821 olan 2020 yılı sterlin/TL kuru 2021 yılında 18,0874’e yükselmiştir. TL’nin diğer ülke paraları karşısında yaşadığı bu değer kaybı kamunun ve özel kesimin dış borç yükünde ve cari açık üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. 

Yukarıda gösterilen Şekil 11’te 2017-2021 yılları arasında TL’nin dolar ve euro karşısındaki performansı verilmektedir. Buna göre 2016 yılından 2020 yılına kadar her sene TL’nin iki para birimi karşısında da değersizleştiği görülmektedir. 2016-2020 yılları arasında TL karşısında dolar ve euro sırasıyla yaklaşık 2,1 ve 2,5 kat değer kazandığı görülmektedir. Söz konusu yukarı yönlü trend özellikle 2018 ve 2020 yıllarında daha keskin olmuştur. Nitekim 2018 senesi ABD ile yaşanan S-400 ve Rahip Brunson krizlerinin yaşandığı yıldır. Bu süreçte özellikle 2018 Ağustos ayında TL’nin çok kısa dönemde $ ve € karşısında değersizleşmiştir. Keza 2020 yılı da küresel salgın ve diğer birtakım iç ve dış makroekonomik problemler nedeniyle TL talebinin azalmasına, kısa dönemli olsa da TL’den kaçış ve dolarizasyon süreçlerinin yaşanmasına sahne olmuştur. TL’nin söz konusu aşağı yönlü trendi de cari açığın artmasına, borç stokunun artmasına ve özellikle maliyet enflasyonuna yol açmaktadır.


Ekonomik Güven

Hanehaklı, firmalar, dış alem gibi iktisadi ak- törlerin iktisat politikalarına duydukları güven, istihdam, yatırım, büyüme gibi göstergeler açısından önemlidir. İktisadi ajanların iktisat politikalarına güven duyması söz konusu ülkenin daha iyi bir iktisadi performans sergilemesine yardımcı olmaktadır. Bu göstergelerden birisi CDS primidir. Bir ülkenin ya da şirketin borçlarını ödeyememe riskini ölçen CDS primi arttıkça ekonomiye güven azalmaktadır. Aşağıda 2017-2021 yılları için Türkiye’ye ait CDS primleri bulunmaktadır. İlgili veriler 2017-2021 yılları arasında CDS priminin arttığını sergilemektedir. 2017 yılında CDS primi en fazla 295,8 olarak gerçekleşmişken 2021 yılında bu rakam iki kattan daha fazla artış göstermiş ve 623,9’a erişmiştir. Ni- san 2022 itibariyle Türkiye’de 580,8 olan CDS primi ABD’de 15,5, Kanada’da 32,3, Fransa’da 29,1, Brezilya’da 212,1, Endonezya’da 90,89 


olarak gerçekleşmiştir (World Government Bonds, 2021). Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örnekleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin risk priminin oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Bu da Türk varlıklarına olan güvenin azalması, borçlanma maliyetlerini artması gibi olumsuz etkiler yaratmaktadır.

Reel kesim güven endeksi (RKGE), tüketici güven endeksi (TGE) ve imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) gibi endeksler de ekonomiye güveni ölçen diğer önemli göstergelerdir. Türkiye’de reel kesimin ekonomiye olan güveni 2017 yılında maksimum 112,2 iken 2021 yılında sadece 2,6 puan artışla 114,8’e yükselmiştir. Bu durum TGE ve PMI için ise tersi durumdadır. TGE 2017 yılında 94,2 iken 2021 yılında 86,6’ya düşmüştür. 2017 yılında 55,3 olan PMI ise 0,9 puan azalarak 2021 yılında 54,4’e gerilemiştir. 2020 yılında minimum TGE ise 79,3 olarak gerçekleşmiştir. 2021 verilerine göre OECD için en düşük RKGE 100,18, en düşük TGE ise 98,72 seviyesindedir. Türkiye’ye ait RKGE ve TGE verileri OECD ortalaması ile karşılaştırıldığında RKGE endeksi OCD’den yüksek, TGE ise OECD’den daha düşüktür (OECD, 2022).

Ekonomilerin performansının izlenmesi anlamında oluşturulmuş bazı endeks ve anket- ler bulunmaktadır. Bu endekslerdeki değişim izlenerek 2021 yılı ekonomik performansı gözler önüne serilebilir

Ekonomide üretim miktarını ifade eden sanayi üretim endeksi (SÜE) ve kapasite kul- lanım oranı (KKO) verileri aşağıda gösterilmiştir. 2017 yılında ortalama 112,54 olan SÜE 2021 yılında ise yaklaşık %20’lik bir artış göstermiş ve 135,94’e yükselmiştir. 2021 yılında artan bir trend sergileyen endeks ilk çeyrekte 132,25 iken son çeyreğe gelindiğin- de 141,31’e yükselmiştir.

Kapasite kullanım oranlarına ait veriler de aşağıdaki gibidir. 2017 yılı ortalaması 78 olan kapasite kullanımı 2021 yılına gelindiğinde 76’ya gerilemiştir. 2021 yılı KKO çeyreklik verileri incelendiği zaman ilk iki çeyrekte %75’lik bir üretim kapasitesi kullanımı göze çarpmaktadır. Yılın son iki çeyreğinde ise endeks 2 birim artışla %77’ye yükselmiştir.

 

Uluslararası Karşılaştırma ve Değerlendirme

2021 yılı genel olarak bir önceki yıl başlayan küresel salgının ekonomide yarattığı tahribatı onarma ile geçmiştir. Bu yılda salgının yaratmış olduğu küresel arz problemlerinden dolayı artan emtia fiyatları ve yine özellikle yılın son döneminde artış trendine giren enerji fiyatları tüm ekonomileri zorlayıcı unsurlardır. Keza söz konusu problemler ülkelerin makroekonomik performansını etkilemiştir. Aşağıda bazı ekonomilerin seçilmiş bazı makroekonomik göstergeleri tablolaştırılmıştır. 

Büyüme rakamları incelendiğinde salgın yılından farklı olarak tüm ülkelerde pozitif büyüme yaşandığı görülmektedir. Türkiye incelenen ülkeler arasında %11’lik büyüme ile ilk sırada yer almakta; %8 oranındaki büyüme ile Çin, Türkiye’yi takip etmektedir.

Fiyat istikrarını gösteren enflasyon rakamları Türkiye’nin diğer ülkelerden ayrıştığını göstermektedir. Döviz kurlarındaki yaşanan değersizleşme 2020 yılında olduğu gibi 2021 yılında da Türkiye için oldukça olumsuz bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu yılda ₺, $ karşısında %79, € karşısında %65 değer kaybetmiştir. Söz konusu etki ithal girdilerin maliye- tini artırarak ciddi bir maliyet enflasyonuna yol açmıştır. Ekonomi yöneticileri 2021 yılının aralık ayında yükselen kurlara müdahale etmek için birtakım politikaları hayata geçirmişlerdir. Bu politikalardan en önemlisi kur korumalı döviz hesapları olmuştur. Bu uygu- lama sonrasında döviz kurları ciddi biçimde gerilemiş ve daha istikrarlı bir hal almıştır. Bu gelişmeler kur kaynaklı enflasyonun kontrol altına alınmasına neden olmuştur. Ancak küresel emtia ve enerji fiyatlarında yaşanan artış maliyet enflasyonunun devam etme- sine neden olmuştur. 2021 yılında Türkiye %17 oranında bir enflasyon yaşamıştır. Türkiye’nin en yakın takipçisi %7,7 ile Brezilya olmuştur. 

İşsizlik verileri 2020 yılında artan küresel işsizliğin bazı ülkelerde düşürülse de yine de önemli bir problem olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Almanya, Fransa ve Türkiye’nin işsizlik rakamlarının azaldığını ifade edebiliriz. İşsizlik Güney Afrika için oldukça önemli bir sorun olarak kalmaya devam etmiştir. Ülkede 2020 yılında %29,2 olan işsizlik oranı 2021 yılına gelindiğinde %33,5’e yükselmiştir. Brezilya çift haneli işsizlik oranına sahip bir diğer ülkedir. Ülkede görülen işsizlik 2020 yılında %13,2 iken 2021 yılına gelindiğinde %13,8’e yükselmiştir.

 

Genel Değerlendirme

2021 yılı dünyada olduğu gibi Türkiye ekonomisi için de salgının ekonomik etkilerinin nispeten telafi edilmeye çalışıldığı bir yıl olarak geçmiştir. Bu çerçevede Türkiye ekonomisinin bir önceki yıla göre bazı alanlarda daha başarılı, bazılarında ise daha başarısız olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. Türkiye yakaladığı %11 oranındaki büyüme hızı ile bu alanda önemli bir başarı yakalamıştır. Elde edilen büyümenin istihdama yansıması çok sınırlı olmuştur. Bu yıl içerisinde bir önceki yıla göre işsizlik %0,7 oranında azalarak %12,2 olmuştur. Bu durum Türkiye ekonomisindeki büyümenin istihdam yaratmayan bir büyüme olduğunu göstermektedir. 2021 yılında ülkeleri zorlayan en önemli makroekonomik problem enflasyon olmuştur. Küresel gıda güvenliğinde ya- şanan problemler, salgın sebebiyle tedarik zincirlerinin bozulması, artan emtia ve enerji fiyatları oldukça ekonomiler için oldukça zorlayıcı gelişmeler olmuştur. Bu duruma Türkiye’nin bir takım iç dinamiklerinden kaynaklanan kur riski, katma değeri yüksek üretimin henüz yeterli seviyeye gelmemesi, ekonomi yönetimindeki istikrarsızlıklar ve bu durumun küresel piyasalarda oluşturduğu olumsuz Türkiye algısı ve Türk ekonomisine olan güvenin azalması gibi ciddi riskleri de eklenince %17 oranında yüksek bir enflasyonla karşı karşıya kalınmıştır. Bu sebeple ekonomi yönetiminin içsel ve dışsal problemlere odaklanarak bu problemlerin çözümüne yönelik adımlar önemli ve gerekli bir politika tercihi olacaktır.