2020’NİN BAKİYESİ: SONUÇ VE DEĞERLENDİRMELER

Pandemi etkisi altında geçen 2020 yılı, hukukun teorisi ve işleyişi açısından da beklenmedik gelişmelerin, yeni tartışmaların yaşandığı bir yıl olmuştur. Yaşanan süreç, geçici düzenlemelerle birlikte, kalıcı düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Teknolojinin ilerlemesi ve herkes tarafından erişilebilir olmasının etkisiyle, adli süreçlerde devreye girmesi beklenen dijitalleşmeye yönelik çalışmalar pandemi sürecinde hız kazanmıştır.

Hukukun toplumda yaşanan gelişmelerden bağımsız düşünülememesi yeni durumlara hızlı reaksiyon vermesini gerektirmektedir. Ancak bu reaksiyon verilirken, hukukun bütüncül yapısının gözden kaçırılmaması, adaleti temin etmeyi gaye edinen üst bir bakış açısıyla hareket edilmesinin gerekliliği unutulmamalıdır. Birçok spesifik mesele ile ilgilenen, birçok farklı hususta düzenleme yapan hukukun, ana gayeyi, mevcut şartların zorunluluk gerektiren düzenlemelerini yaparken de göz ardı etmemesi önemlidir. Hukukun temel ilkelerinin ihlal edilmemesi hukuka olan güveni temin etmektedir.

Pandemi sürecinin yanı sıra hukukun kronikleşmiş sorunları 2020 yılında da varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Raporda ele alınan hususlar çerçevesinde 2020 yılında öne çıkan durumlar ve bu durumlara dair değerlendirmeler aşağıda yer almaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin, yürütme organına istikrar ve hızlı hareket kabiliyeti kazandıracağı argümanının ne ölçüde geçerli olduğu 2020’yi etkisi altına alan pandemi sürecinde görülmüştür. Ancak halk sağlığını koruyucu önlemler alınırken olağanüstü hâl ilan edilmemiş olması, alınan kararların Anayasa ve kanunlara uygun bir sürecin yürütülememesini beraberinde getirmiştir. Özellikle anayasal özgürlükler ile ilgili sınırlamalar, ciddi tartışmalara sebep olmuştur.

Alınan tedbirlerden maske takma zorunluluğu, sağlık personelinin istifa etmesinin ve alkollü içeceklerin satışının yasaklanması gibi düzenlemelerin bir kısmının kanuni dayanağı bulunmamaktadır. İş yerlerinin kapatılması, işçi çıkarma yasağı, icra takiplerinin ertelenmesi vb. gibi alınan tedbirlerin ise kanuni dayanağı bulunsa da Anayasa’nın ilgili maddelerindeki (m.18, 23, 24, 35, 48) sınırlama sebepleri arasında “genel sağlık” yer almadığı için olağan dönemde kanunla dâhi sınırlanamamaktadır.

Salgın süresince alınan tedbirlerin yasal dayanağı olarak gösterilen İl İdaresi Kanunu’nun ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun günümüz salgınlarında yetersiz kaldığı görülmesine ve salgın sürecinin gerektirdiği ekonomi, infaz vb. ile ilgili geçici düzenlemeler hızlıca yapılmasına rağmen, yasama tarafından, kapsamlı bir kanunun yapılmamış olması salgın sürecinde ikinci yıl tamamlanırken dahi önümüzde bir mesele olarak durmaktadır.

Halk sağlığını korumak adına alınan kimi kararların yalnızca sosyal medya, basın toplantısı gibi araçlarla duyurulması ve hukuki nitelik taşıyan bir belge ile yapılmaması alınan kararların takibini zorlaştırırken, öngörülebilirliği de ortadan kaldırmıştır. Nitekim sokağa çıkma kısıtlamasının açıklanıp kapsamının belli olmaması halkı paniğe sevk etmiş, çeşitli olaylar yaşanmasına neden olmuştur.

2018 yılından itibaren uygulamaya geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yer alan ve tartışma konularının başında yer alan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar, kararnameler ile ilgili bazı muğlaklıkların giderilmesini sağlamıştır. Bunlardan biri Kararnamelerin, yürütmeye ilk elden düzenleme yetkisi verdiğinin ve CBK ile düzenleneceği belirtilen konularda CBK’ya tanınan yetkinin “asli” nitelikte olduğunun ifade edilmesidir. Bunun yanı sıra AYM, yetki sınırı açısından ve içerik bakımından CBK’ların denetiminde takip edeceği sistematiği verdiği karar ile göstermiştir.

Bireysel başvuru, özgürlüklerin korunması noktasında iç hukukumuzdaki önemli bir mekanizmadır. 2020 yılında Mehmet Hasan Altan (2) başvurusunda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararına yerel mahkemenin uymaması, insan haklarının korunmasında güvence oluşturan Anayasa Mahkemesi’nin varlığını tartışma konusu hâline getirmiştir. Bireysel başvuru kararlarından ülke gündemine giren Mehmet Osman Kavala başvurusu da AYM’nin kararlarının AİHM kararları ile uyumluluğu ve Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesindeki yükümlülükleri bağlamında tartışmalı bir sonuç doğurmuştur. AİHM önündeki ülkelere göre 2020 yılı derdest başvuru sayısı sıralamasında da Türkiye’nin 2. sırada yer aldığı düşünüldüğünde (her ne kadar nüfusa oranla yapılan sıralamada 13. Sırada yer alsa da) 2020 yılının insan haklarının korunması noktasında umut verici olmadığı, AYM’nin kararlarına rağmen ortaya çıkan her iki durumun da hukuka olan güveni ciddi anlamda zedelediği ve hukuk devleti ile bağdaşmadığı görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in Türkiye hakkında verdiği ihlal kararlarında en çok ihlal verilen hakların benzer olduğu görülmektedir. İfade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı her iki mahkeme nezdinde de ihlal edilen ilk üç hak arasında yer almaktadır. Bu durum ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı noktasında daha ciddi çalışmaların yapılması hususunu gündeme getirmektedir. Özellikle adil yargılanma hakkı, hukuka güvenin ve adaletin temininin zeminini teşkil etmektedir. 2021 tarihinde açıklanan “İnsan Hakları Eylem Planı Uygulama Takvimi”nde eylem planının ikinci amacı olarak yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkının güçlendirilmesinin yer alması ilgili istatistiklerin dikkate alındığını göstermektedir. 

2020 yılı kamuoyu gündeminde kolluk güçlerince çıplak arama yapıldığı iddiaları yer almıştır.  2020 yılında AİHM önüne gelen toplam hak ihlali kararları arasında işkence yasağı, insanlık dışı ve kötü muamele ihlalleri ikinci sırada yer almasına rağmen Türkiye aleyhine verilen bu konudaki ihlal kararlarının azalması, Türkiye’de gerekli tedbirlerin uygulanmasıyla önemli bir yol alındığını ve Türkiye’nin bu konudaki ihlallerin önüne geçtiğini göstermektedir. Bu noktaya gelinmişken, yeniden söz konusu yasakların ihlal edilmeye başlandığına dair iddiaların gerçeğe dönüşmemesi için azami dikkat sağlanmalıdır. Bireyin kamu gücü karşısında kendisini güvende hissetmesi, hukukun bireyi koruyucu bir mekanizma ile yanında yer alması önem arz etmekte olup, kolluk gücünün kötüye kullanılmasına ve gücün insan hakları ihlallerine aracı kılınmasına hiçbir surette imkân tanınmamalıdır.

Yargının iş yükünün fazlalığı sık sık gündeme taşınan ve 2019 Hukuk İzleme Raporu’nda da yer verdiğimiz bir konuydu. Alternatif çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılmasının ve yeni yöntemlerin devreye sokulmasının önemi, başvuru oranlarına ve çözümlenen dosya sayısı ile çözümlenme süresine bakıldığında ortaya çıkmaktadır. Örneğin, 2020 yılı verilerine göre ihtiyari arabuluculukta, toplam 180 bin 448 dosyadan 178 bin 373’ünde taraflar arası anlaşma sağlanmıştır. 

Arabuluculuk ve uzlaştırmanın yanı sıra basit yargılama usulü ve seri muhakeme usulü de yargılamaların hızlandırılmasında önemli bir işlev üstlenmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yargılamaların hızlandırılması ve sadeleştirilmesi hedefiyle öngörülen seri muhakeme usulü ve basit yargılama usulü 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Basit yargılama usulü ile 2,5 yıl süren dosyaların 6 ayda kesinleştiği görülmüştür. Kapsamlı ve detaylıca hazırlanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan hedeflerin yerine getirilmesi, 2020 yılı içerisinde ikinci ve üçüncü yargı paketlerinin hazırlanması Reform Belgesi’nin yalnızca yazılı olarak kalmayacağını ve yürütmenin uygulama yönündeki kararlılığını da göstermektedir.




Kamuoyunda hukuk denilince akla ilk suç ve cezaların gelmesi, toplumun huzuruna doğrudan etki eden hukuk dalı olması sebebiyle ceza hukuku istatistiklerinin çeşitli veriler ile birlikte değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeler ışığında düzenlemelerin yapılması önem arz etmektedir. Aksi hâlde bir suçun işlenme oranının artmasıyla veya kamuoyu tepkisi dikkate alınarak yapılan düzenlemelerin yalnızca ceza artımını sağladığı, ancak suçla mücadelede bir anlam ifade etmediği görülmektedir. Özellikle son yıllarda sık sık gündemimize gelen şiddet bu mevzuların başında yer almaktadır. 

2019 yılı istatistiklerinde yer alan ve Hukuk İzleme Raporu’nda da yer verdiğimiz Cumhuriyet Başsavcılıklarına gelen ihbar sayısının her geçen yıl artmasına rağmen soruşturma açma oranının düşük olması asılsız ihbar sorununu gündemde tutmaya devam etmektedir. Bu durumun yargının iş yükünü artırdığı gerçeğinin yanı sıra, suçla mücadeleye etkisi de tartışılmalıdır.

Hukuk mahkemelerinde açılan davaların konularına bakıldığında 2019 yılındaki sıralamanın korunduğu görülmekte; veraset, boşanma ve alacak davaları ilk üçte yer almaktadır. Boşanma davalarında yargılama sürelerinin uzunluğundan şikayet sık sık gündeme gelmektedir. Ancak istatistiklere bakıldığında aile mahkemeleri, 222 gün (bir dosyanın ortalama görülme süresi) ile en hızlı görülme süresine sahip üçüncü mahkeme olarak karşımıza çıkmaktadır. Pandeminin etkisiyle boşanma davalarının artacağı, 2020 yılında gündeme getirilen öngörülerden biri olmuştur. Fakat 2020 yılı istatistikleri aile mahkemelerinde açılan boşanma dava sayısının da kaba boşanma hızının da düştüğünü göstermektedir. Boşanma ile ilgili verilerde dikkat çekici olan husus; hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış nedeniyle açılan davalarda 2019’a göre 2020 yılında %28,38 oranında bir artışın görülmesidir. Benzer şekilde zina nedeniyle boşanma dava sayısında da %22,64’lük bir artış görülmüştür. 

Hukuk gündeminde sıkça yer alan; sosyal medya, barolar, infaz düzenlemesi ve sağlıkta şiddetin önlenmesi meselelerine dair 2020 yılında yapılan kanuni düzenlemeler bu konulara dair tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştır. Af ve infaz indirim taleplerinin sonucu gibi görülen 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, pandemi sürecinin etkisiyle cezaevlerinin yoğunluğunu azaltıcı geçici düzenlemeleri de içermektedir. Kanun değişikliği ile yapılan iyi hâlin uygulanmasının ağırlaştırılması, infaz hâkimliğinin etkili kılınması, etkinlik alanının genişletilmesi ve uzmanlığın öngörülmesi gibi müspet düzenlemeler kamuoyu nezdinde af taleplerinin ve infaz indiriminin gerisinde kalmıştır. Kamuoyunda af beklentisinin olması ve bunun bir talep olarak iletilebilmesi, hukukun algılanış biçimindeki tahrife işaret etmektedir.

Avukatlık mesleğine dair köklü değişikliklerden biri 2020 yılında çoklu baro düzenlemesi ile hayata geçirilmiştir. Baro yönetimlerinin mevcut seçilme usulünün farklı fikirlerin temsiline imkân tanımaması, baroların tartışma yaratan ayrıştırıcı ve politik açıklamaları rahatsızlık duyulan hususlardan olmuştur. Ancak bu duruma rağmen, kanun değişikliğinin çoklu baro düzenlemesi meslek birliğine zarar vereceği gerekçesiyle büyük bir kesim tarafından eleştirilere konu edilmiştir.

Uzun yıllardır dünya kamuoyu ile birlikte ülkemiz gündeminde de yer alan şiddet meselesi, 2020 yılında da gündemimizden düşmemiştir. Pandemi sürecinin sağlık çalışanları üzerinde bir kalkan oluşturmasının etkisiyle, sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen bazı suçlarda cezada artırım uygulanacağını ve hükmolunan hapis cezalarının ertelenmeyeceğini öngören istisnai bir düzenleme yapılmıştır. 2019 yılında sporda şiddete istisnai düzenleme yapılmıştı. Şiddetin sporda şiddet, sağlıkta şiddet, kadına şiddet şeklinde parçalı olarak konuşulması; alınan önlemleri ve yapılan kanuni düzenlemeleri de bütünlükten uzak, parçalı hâle getirmektedir. Elbette toplum yapısının da etkisiyle dezavantajlı olan gruplara has çeşitli kanuni düzenlemeler yapılabilmekte ve yapılması da gerekmektedir. Ancak dünya trendleri de incelendiğinde görülen siviller arası şiddet artışı, günümüz hukuk problemlerinin başında gelmektedir. Hukukun bu problem ile yalnızca ceza artırımı ile başa çıkamayacağı ortada olup, diğer disiplinler ile birlikte hareket ederek kalıcı ve önleyici çözüm yöntemlerine yönelmesi önem arz etmektedir.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde de yer alan ve pandemi sürecinin etkisiyle çalışmaları hızlandırılan yargıda dijitalleşme kapsamında 2020 yılında birçok sistemde değişiklik yapılmış, yeni sistemler uygulamaya geçirilmiştir. Arabulucu Portal, Bilirkişi Portal ve Uzlaştırmacı Portal mobil uygulamaları 2020 yılında kullanıma açılan uygulamalardan olmuştur. Yıl sonunda e-Duruşmanın uygulandığı mahkeme sayısının 329’a yükselmesi, arabuluculuk başvurularının internet üzerinden yapılabilmesi, uzun zamandır kullanımda olan e-Tebligat, UYAP, UYAP-EKİP gibi sistemlerin her geçen gün geliştirilmesi yargıda dijitalleşme üzerinde etkili çalışmaların yürütüldüğünü göstermektedir.