17 Kasım 2020

İFM, Üretim Temelli Ekonomiyi Teşvik Edecek

ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde 2008 ile 2015 yıllarında ortaya çıkan ekonomik krizler, dikkatleri tekrardan finans sektörünün üzerine çekmiştir. Küresel finansal mimarinin bir sonucu olarak bu krizlerin etkisi neredeyse tüm ülkelere tesir etmiştir. Her bir ekonominin sahip olduğu yapısal duruma göre krizin etkileri farklılaşmıştır. Türkiye’de ise 2001 bankacılık krizi sonrasında alınan önlemler ve düzenleyici kurumların etkin bir şekilde çalışması sayesinde bahsedilen krizlerden asgari düzeyde etkilenilmiş, finans sektörü de süreci başarılı bir şekilde atlatmıştır. Ancak küresel ekonomideki durgunluk nedeniyle finansal baskı, farklı kanallardan kendini göstermiştir.


İçerisinden geçtiğimiz COVID-19 salgını hem reel hem de finansal sektörü derinden sarsmıştır. Lojistik ve arz zincirlerinden finansal entegrasyona kadar kapitalist iktisadi sistemin kurmuş olduğu iktisadi ağ akışında, salgın dolayısıyla ortaya çıkan kesintinin maliyeti çok yüksek olmuştur. Bir taraftan devletleri ve şirketleri zor durumda bırakan bu kesinti, diğer taraftan mikro düzeyde tüm hane halklarının gelir kaybına uğramasına yol açmıştır.




Finansal Sistemde Çok Kutuplu Bir Dünyaya Doğru

Küresel ekonomik düzen içerisinde ülkelerin ticaretten ve sermayeden daha fazla pay alma yarışı, kriz dönemlerinde daha belirgin hâle gelmektedir. Devletlerarası rekabet, farklı bir çalışma alanı olsa da özellikle II. Dünya Savaşı sonrası şekil değiştirmiş ve askerî güçten daha çok yumuşak güç mücadelesi şekline dönüşmüştür. Bretton Woods toplantısı sonrası savaşın galiplerince çizilmiş bir finansal mimari halen etkinliğini sürdürmektedir. Ancak her geçen gün yeni ekonomik merkezlerin meydan okumalarıyla karşı karşıya kalınmaktadır. Blockchain, yapay zekâ ve elektronik paralar gibi gelişmeler, geleneksel sistemi aşarak yeni merkezlerin ortaya çıkmasına imkân sağlamaktadır. Giderek artan bir şekilde çok kutuplu bir finansal sisteme doğru yol alınmaktadır. Bu noktada Batı dışından yeni ekonomiler yükselmekte ve bunlar iktisadi sistemin ağırlık merkezi olmaya çalışmaktadır. Uluslararası finans merkezleri de bu bağlamda ülkelerin rekabet ettiği bir alana dönüşmüştür. Tarihsel ve stratejik konumları dolayısıyla öne çıkan merkezler olduğu gibi devlet politikası yoluyla kurulmuş merkezler de bulunmaktadır. Londra ve New York, kapitalist sistemin gelişim sürecinde önemli iki üs olmaları dolayısıyla bugün doğal finans merkezi konumundadır. Dubai Finans Merkezi ise bir devlet politikası aracılığıyla kurulmuştur. Diğer taraftan Şanghay hem uluslararası mal ticaretinde geldiği yer hem de devlet politikalarındaki desteklerle uluslararası finans merkezleri sıralamasında Tokyo’nun ardından dördüncü sırada yer almaktadır.



İstanbul Uluslararası Finans Merkezi (İFM) projesi, 2009 yılında Resmî Gazete’de yayımlanan bir strateji belgesiyle hayata geçirilmiştir. Türkiye, İFM projesiyle finans alanında faaliyet gösteren farklı birimleri bir araya getirerek iş akışlarında verimliliği sağlamayı, iş yapmayı kolaylaştırmayı ve küresel rekabette daha üst sıralara çıkmayı hedeflemektedir. Söz konusu proje, kısa vadeli sermaye girişleri yerine uzun vadeli sermaye yatırımlarıyla ekonomik gelişmeye katkı sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu tür merkezlerin kuşkusuz birçok yönü bulunmaktadır. Sermaye hareketlerinde daha başat bir rol elde etmek, tasarruf açığı bulunan ekonomi için sermaye arzı sağlamak, bilgi transferi yoluyla ülkenin altyapısını geliştirmek, beşerî sermaye birikiminin kalitesini yükseltmek ve benzeri pozitif dışsallıklarla ekonomik kalkınmayı artırmak hedeflenmektedir. Ayrıca yatırımlar için ihtiyaç duyulan sermayenin düşük maliyetlerle elde edilebilecek olması da finans merkezi olma yolunda cazibeyi artırmaktadır.

İFM Projesi, Uzun Vadeli Yatırımları Çekmeyi Amaçlamaktadır

Türkiye ekonomisi, 2001 krizi sonrasında başarılı bir performans göstermiş ve en büyük 20 ekonomi içerisinde kendisine yer bulmuştur. Ülkemiz, bu ekonomik etkinlik içerisindeki konumundan daha fazla faydalanmak, İFM projesiyle kısa vadeli sermaye hareketleri yerine uzun vadeli yatırımları çekmek ve sağlanacak güçlü kurumsal yapıyla bunu kalıcı hâle getirmek istemektedir. Ayrıca dış sermaye ihtiyacı nedeniyle ortaya çıkan kırılganlıklar da bu kurumsal mimari içerisinde asgari düzeye indirilmiş olacaktır.

Uluslararası finans merkezleri arasındaki artan rekabet, bir sıralamayı da beraberinde getirmiştir. Uluslararası Finans Merkezleri İndeksi (Global Financial Centres Index-GFCI), her yıl yayınlanmakta ve elde edilen skorlar ışığında sıralama yapılmaktadır. GFCI indeksi, kendi yöntemi içerisinde temelde beş başlıkta merkezleri incelemektedir. Bu alanlar; iş ortamı, beşerî sermaye, altyapı, finansal hizmetler sektörünün gelişmişliği ve şehrin itibarı olarak sıralanmıştır. Finans merkezlerinin bahsi geçen beş alanda rekabetçi olmaları gerekmektedir. Sadece finansal sektördeki gelişmelerin değil, şehrin yaşanabilirliği de etki gücüne sahiptir. Bu da bir merkezin aslında çok karmaşık bir yapıya sahip olması gerektiğini göstermektedir. Her bir başlık altında çeşitli ölçütler getirilmiştir. İş ortamının rekabetçiliği; siyasi istikrar ve hukukun üstünlüğü, kurumsal ve düzenleyici çevre, makroekonomik çevre ile vergi ve maliyet avantajları alt başlıklarında incelenmektedir. Beşerî sermayenin durumu; yetkin çalışanların varlığı, iş gücü piyasasının esnekliği, eğitim ve gelişme altyapısı ile yaşam kalitesi ölçütlerine göre sorgulanmaktadır. Altyapı kalitesinin belirleyicileri; inşaat altyapısı, bilgi ve iletişim altyapısı, ulaşım altyapısı ile sürdürülebilirlik ortamının gelişmişliğidir. Finansal hizmetler sektörünün gelişmişliğinin belirleyicileri; farklı finansal hizmetler sınıflarının derinliği ve genişliği, sermayenin uygunluğu, piyasa likiditesi ile ekonomik çıktıdır. Son olarak şehrin itibarı ise şehir markası ve cazibesine, yaratıcılığın seviyesine, çekiciliğe, kültürel çeşitliliğe ve diğer şehirlerle olan göreli durumuna göre puanlanmaktadır. Bu ölçütlerde meydana gelen gelişmeler, merkezin rekabetçiliğini ve cazibesini artırdığı düşünülmektedir.



GFCI sıralamasında İFM, son yıllarda puanlamada kayıplar yaşamakta ve daha alt sıralara düşmektedir. Burada hesaplamaya konu ülke sayısında her yıl artış olması da etkilidir. İFM, puanlamada düşük bir kayıp yaşasa da değerlendirmeye alınan yeni şehirler dolayısıyla da sıralaması değişmektedir. Son sıralamaya göre İFM, 120 şehir içerisinde 79’uncu sırada yer almıştır. Ancak bahsi geçen ölçütler bağlamında çalışmalar yapılarak daha üst sıralara çıkmayı sağlayacak politikalar geliştirmek gerekmektedir. İstanbul Ataşehir’de inşa edilen projenin tamamlanmasıyla yeni bir atılım yapılacaktır.

İstanbul Uluslararası Finans Merkezi ve İslami Finans
Küresel finans piyasasında yaşanan gelişmelerden bir tanesi de İslami finansal araçların yükselişidir. Faiz yasağı ve diğer İslami prensipler çerçevesinde geliştirilen finansal enstrümanlar hem Müslüman hem de diğer ülkelerde daha fazla yatırım çekmektedir. Burada ilişki çift yönlü işlemekte ve artan ürün çeşitliliği sermaye birikimini sisteme dâhil etmekte, ayrıca artan ilgi yeni ürünlerin geliştirilmesini sağlamaktadır. 2018 yılında 2,5 trilyon dolara ulaşan faizsiz finans varlıklarının büyüklüğünün, önümüzdeki yıllarda 3 trilyon doları aşması beklenmektedir. Bu fonların yüzde 70’i faizsiz bankacılık sektöründe, yüzde 19’u sukuk finansmanındadır.

Toplam faizsiz finans varlıklarından en büyük payı alan İran, Suudi Arabistan ve Malezya; faizsiz bankacılıkta da sırasıyla 488 milyar ABD doları, 390 milyar ABD doları ve 214 milyar ABD doları varlık tutarlarıyla ilk üç sırayı almaktadır. Türkiye ise yaklaşık 50 milyar ABD doları bir büyüklüğe sahiptir. Türkiye, sahip olduğu potansiyel açısından küresel İslami fonlardan daha fazla pay alabilecek konumdadır. Kamu katılım bankalarının sektöre dâhil olmasıyla toplam bankacılık sektöründe katılım bankacılığının payı yükselse de yeterli seviyede değildir. Bu kapsamda İFM projesi, Türkiye’nin mevcut faizsiz finans sektöründen daha fazla pay almasına imkân sağlayacaktır. Artan finansal derinlik, ayrıca iç piyasada da katılım bankalarının payının artmasına olanak sunacaktır. Burada özellikle FinTech olarak kısaca ifade edilen finansal teknoloji sağlayıcı işletmelere ayrı bir yer ayırmak gerekmektedir. Yeni teknolojilerin finansal sisteme entegre edildiği günümüz dünyasında bu firmaların gelişmesine yönelik özel teşviklerin verilmesi, İFM projesinin de rekabetçiliğini ciddi oranda artıracaktır.




İslami Finans, Reel Sektörle Bağını Güçlü Tutmaktadır
İslami finans araçlarının daha fazla kullanımının artması, konvansiyonel finansal sistemin getirdiği kırılganlıkları azaltacaktır. İslam ekonomisi ve kapitalist ekonomi, farklı dünya görüşlerinin iktisadi boyuta yansımasıdır. İslam iktisadi düşüncesi özgün bir sistem inşa etme düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Borç temelli tüketim yaklaşımını ve spekülatif kazanç davranışını besleyen kapitalist ekonomik sistem, sonuçta aşırı finansallaşmaya ve reel ekonomiden kopuşa yol açmaktadır. İslami finans ise özellikle spekülatif finansal araçlardan uzak bir sistem önerisiyle reel sektörle olan bağını güçlü tutmaktadır.

Türkiye’nin güçlü kurumsal altyapısı ve hem Batılı hem de Müslüman toplumlarla olan ilişkileri, ekonomik olarak bir avantaj sağlamaktadır. Bu ilişkilerin koordinasyonuyla İstanbul, bir kesişim noktası hâline gelerek Türkiye’ye ekonomik ve siyasi bir prestij sağlayacaktır. Özellikle faizsiz finans araçlarının ülkemizde yaygınlaşması, reel ekonominin daha fazla sermayeye daha kolay ulaşabilmesine imkân verecektir. İslami FinTech firmalarının teşvik edilmesi, yeni tür finansal araçların gelişmesini ve yurt dışından sermaye girişini arttıracaktır. İFM projesi; özellikle faizsiz fonlara yoğunluk vererek üretim temelli bir ekonomiyi teşvik etme ve böylelikle istihdamı arttırma, toplumsal eşitsizlikleri azaltarak gelir grupları arasındaki makası daraltma imkânına da sahiptir.

*Bu yazı daha önce Katılım Finans Dergisinin Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.




ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ