29 Nisan 2020

ŞİMDİ “HEPİMİZ FİLİSTİNLİ MİYİZ”? KORONAVİRÜSÜN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLER


İsrail işgali ve bitmeyen zulmü altında yaşam mücadelesi veren Filistinliler, şimdi de korona virüsüne karşı zorlu bir mücadele veriyor. Bu virüsün yayılmasına yol açan sebepler hem Batı Şeria’da hem de Gazze’de ziyadesiyle mevcut: yoksulluk, sağlık sisteminde yaşanan ölümcül sorunlar, altyapı yetersizliği ve birbiriyle iç içe yaşamak zorunda kalan kalabalık aileler. Amansız ve acımasız Siyonist düşman yetmiyormuş gibi, Filistin’in mazlum ve onurlu halkı şimdi de korona virüsüne karşı mücadele veriyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği bilgiye göre, bugüne dek Batı Şeria’da 325, Gazze’de ise 17 korona vakası tespit edilmiş bulunuyor. Hamas yönetimi salgını önlemek için buradaki lokantaları, kafeteryaları ve camileri kapatmış bulunuyor. En büyük Filistin mülteci kamplarından bazıları Gazze’de bulunuyor. Şu anda dünyada en fazla insan yoğunluğunun yaşadığı bölgelerden birisi olan Gazze’de sosyal mesafe kurallarına uymak neredeyse imkânsız. 




İsrail’in 2007’den bu yana karadan, havadan ve denizden Gazze’ye yönelik olarak uyguladığı kuşatma, abluka ve tecrit nedeniyle, burada yaşayan halkın en öncelikli ihtiyaçları arasında yer alan tıbbi cihazların, ilaçların ve inşaat malzemelerinin buraya getirilmesinde büyük zorluklar yaşanmaktadır. Bu sebeple Gazze’de büyük bir mağduriyet yaşanmaktadır. Abluka nedeniyle bugün Gazze’de evlere, işyerlerine ve hastanelere günde ancak dört ile altı saat arasında elektrik verilebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’de korona salgınının yayılması durumunda, buradaki hastanelerdeki büyük yığılma ve kaynak yetersizliği nedeniyle, Gazze’deki sağlık sisteminin bu salgınla mücadele edemeyeceği hususunda uyarıda bulunmuştur.

Siyonist devletin (zaman zaman Mısır’ın da ‘katkı verdiği’) Gazze’yi hedef alan kara, hava ve deniz ablukası ve Gazze halkını tamamıyla dünyadan tecrit etmeyi hedefleyen zulüm politikası, Birleşmiş Milletler ve benzeri uluslararası kurumların ve küresel aktörlerin ‘sessiz ve sitemsiz’ bakışları altında on üç yıldır Gazze’yi âdeta görünmeyen bir ‘ölüme’ sürüklemekteydi. İlginçtir ki şimdi tüm insanlığın ortak kaderi haline gelmiş olan korona salgını günlerinde, birdenbire birçok insanın ve bazı medya organlarının aklına Filistin düşüverdi.




Korona pandemisinin 2020’nin başlarından bu yana tüm yerküreyi dolaşmasıyla birlikte, ülkeler ve şehirler ölüm ve hastalığın kol gezdiği hayalet yerleşimlere dönüştü. Bizler, yani Filistinli olmayanlar, evlerimizde korona nedeniyle dış dünyadan yalıtılmış bir hayat sürmeye mahkûm edilmişken, onca zamandır dünyadan tecrit edilmiş bulunan Gazze ve Gazze halkı ile insanlığın geri kalan kısmı bu mağduriyet günlerinde bir bakıma eşitlenmiş oldu. Korona öncesinde Gazze’de işsizlik yüzde 50’lerde seyrediyor, gençler boş boş oturmak zorunda olmanın ıstırabıyla yaşıyordu. Bir Gazzelinin şimdilerde yaşadığımız korona kâbusu ile Gazze kâbusu arasında şakayla karışık kurduğu irtibat, sarsıcı olduğu kadar düşündürücü de: “Ben koronaya teşekkür ediyorum, çünkü korona Gazze Şeridi’nde yaşayanlarla başka ülkelerdeki insanları eşitledi.”





Şimdi Biz Gazze ile Eşit miyiz?

Korona virüsü patlak verince pek çok vicdan sahibi insanın aklına şu soruyu sormak geldi: “Gazze’de yıllardır devam eden tecridin nasıl bir şey olduğunu nihayet anladın mı, ey dünya?” 

Kuşkusuz, 2 milyon Filistinlinin yaşadığı avuç içi kadar bir toprak parçasından ibaret olan Gazze’de, epeyi bir süredir yaşanan İsrail patentli kuşatma, abluka ve tecride dikkat çekmesi itibariyle, bu empati arayışını takdir etmek gerekir. Belki insanlık vicdanı, yaşadığımız bu korona günlerinde, ilk kez Filistin halkı ile ortak bir kaderi paylaşmış görünüyor. Belki bu durum, Gazze halkının ve Batı Şeria’da İsrail kontrol noktalarının gölgesi altında serbest dolaşımdan mahrum bir şekilde yaşayan Filistinlilerin yıllardır yaşadığı trajediye daha fazla kulak verilmesine yol açar.

Korona günleri, böylece, Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria özelinde âdeta ‘açık hava hapishanesinde’ yaşamaya icbar edilmiş mazlum Filistin halkının çektiği çileyi daha iyi anlamak için bizlere fırsatlar sunuyor. Ne var ki, madalyonun bir başka yüzü daha var. Bu da Gazze’de (ve kısmen Batı Şeria’da) yaşananlar ile başka toplumların bugün yaşadığı korona tecridi arasında kıyas yapmanın ne aklen ne de ahlâken isabetli olduğu gerçeğidir. 

Öncelikle, Gazze’de İsrail’in uyguladığı kuşatma ve tecrit nedeniyle Filistinliler sadece korona virüsünün yol açtığı salgınla mücadele etmiyor. Onlar, aynı zamanda, yaşadıkları büyük mağduriyetler ve mahrumiyetlerle de baş etmek zorundalar. Gazzelilerin işlerini zorlaştıran en az üç önemli sorun alanı var: Gazze’de sağlık hizmetleri yetersiz; sosyal koşullar ve genel olarak altyapı oldukça kötü durumda; son olarak, Gazze’de sosyal mesafeyi korumak adeta imkânsız. 

Bugün Gazze’de yaşayan 2 milyon kişinin yarısından çoğu yoksulluk sınırının altında hayatını idame ettiriyor (günlük gelirleri 4,60 ABD dolarının altında). Çalışma çağındaki nüfusun yarısı İşsizlikle boğuşuyor. Gazzelilerin büyük çoğunluğu günlük kalori ihtiyacının en asgari düzeyde bile karşılayamıyor. Dahası, burada kullanılabilir suyun yüzde 90’ı içilebilir nitelikte değil. Temiz içme suyunu tedarik etmekte bile zorlanan Gazzelilerin korona virüsüne karşı etkin mücadele yöntemlerinden birisi olan sık sık el yıkama imkânından da mahrum olduğu açık. Peki ya sosyal mesafe kuralları? İçinde bunca insanın barındığı, yaklaşık 40 kilometre uzunluğa sahip dar bir şeritten ibaret olan Gazze’de insanların burun buruna yaşadığını bilmek için uzman olmaya gerek yok. 

Mahkûmların iç içe yaşadığı hapishaneler, korona virüs salgınının en hızlı yayıldığı mekânlar arasında. O nedenle birçok hükümet, salgının kendi ülkelerine ulaşmasından kısa bir süre sonra, birçok hükümlüyü serbest bıraktı. İyi, ama bütün Gazze bugün zaten bir nevi hapishane değil mi? Üstelik İsrail bölgeyi 2007’de abluka altına aldıktan sonra bile, defalarca buraya saldırarak birçok katliama imza atarken, buradaki pek çok hastaneyi ve altyapı tesisini de tarumar etmeyi ‘ihmal etmedi’. Söz gelimi, 2014’te Gazze’yi hedef alan topyekûn saldırıda, Siyonist güçler bir taraftan 2.200 kişiyi katleder ve yaklaşık 10.000 Gazzeliyi yaralarken, aynı zamanda 17 hastane, 56 sağlık ocağı ve 45 ambulansı yerle bir etmekten de geri durmadılar.

İkincisi, korona salgınından dolayı Siyonist zulmün sona erdiğini düşünen varsa, çok fena yanılır, çünkü bu ‘olağanüstü’ günlerde bile zalimin zulmü hız kesmeden devam ediyor. Söz gelimi, İsrail hapishanelerinde bulunan 5.500 kadar Filistinli mahkûm (‘esir’ mi demeli!) bu süreçte hapiste tutulmaya devam edildiği gibi, İsrail hapishanelerinde koronaya karşı yeterince tedbir alınmadığı ileri sürülüyor. 

Öte yandan, Batı Şeria’da Filistinlileri hedef alan yasadışı Yahudi yerleşimci terörü bu korona günlerinde gemi azıya almış görünüyor. Korona tecridi nedeniyle evlerinden çıkamayan Filistinli çiftçilerin bazılarının tarla ve evleri bu yerleşimcilerce tahrip ediliyor, Yahudi gaspçılar bazı Filistinlilerin arazilerine yerleşiyor. Öte yandan, Batı Şeria’da korona virüsünün yayılmasını önlemek için birçok karar alıp bunları uygulamaya sokan Filistinli yetkililerin bazıları, yetki kullanımı konusunda fazla ‘ileri gittikleri’ için İsrail tarafından gözaltına alınmış bulunuyor.

İnsanlığın geri kalanı için tecrit ve karantina hayatta kalmak için alınan tedbirler. Oysa Gazze’yi hedef alan tecrit ve abluka, Gazze’nin onurlu halkını her geçen gün ölüme biraz daha yaklaştırıyor. Bir yandan Siyonist zulüm makinesinin acımasız kuşatması, bir yandan da Gazze’de ve Batı Şeria’da yayılmak için çok elverişli bir ortam bulan korona virüsü tepelerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanırken, onlarla korona günlerindeki ortaklığımıza işaret eden “Bugün hepimiz Filistinliyiz” sloganının anlamsızlığını kabul etmekten başka çare kalmıyor.

ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ