20 Haziran 2022

Öğretmenlik Meslek Kanununun Gecikmesinin Orta ve Uzun Dönemli Maliyetleri Üzerine

Bir mesleğin gelişmesini, o mesleği icra edenlerin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümünü sadece yasal düzenlemelere bağlamak bir yönüyle kolaycılık olabilir. Zira mesleklerin toplum düzeyinde kabul görmeleri, saygınlık kazanmaları ve sürdürülebilirlikleri toplumsal beklenti ve ihtiyaçlar ile doğrudan ilişkilidir. Öğretmenlik mesleğinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Öğretmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunların önemli bir kısmı, toplumsal değişim ve dönüşüm sonucu ortaya çıkan yeni koşullardan kaynaklanmaktadır. Özü itibariyle hukuksal düzenlemeler de yeni koşulların zorladığı değişimin yasal bir zemine kavuşturulması sürecidir. Hukuk devletlerinde, değişim ve dönüşümün yasal çerçevesinin ve zeminin gecikmesi toplumsal, ekonomik ve siyasi maliyetlere yol açar. 

Öğrenmenin, eğitimin, okulun ve öğretmenliğin hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşadığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda yeni ihtiyaç ve beklentilerin yasal zemininin oluşmaması önemli maliyetleri beraberinde getirmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunun gecikmesinin kısa dönemli maliyetlerine ilişkin görüşlerimi 20 Ocak 2020 tarihli yazımda dile getirmiştim. Bu yazıda Öğretmenlik Meslek Kanununun gecikmesinin orta ve uzun dönemli maliyetlerine değineceğim:


1.     Öğretmeni değerli kılma hedefi gerçekleşmeyecektir. Öğretmenlik meslek kanunun gecikmesinin orta vadeli en önemli maliyeti öğretmenlik mesleğinin saygınlığının artırılması hedefini zayıflatmasıdır. Bir mesleğin saygınlığı, toplumun o meslekten beklentilerini karşılayacak yetkinliklerinin tanımlanması ve meslek mensupları tarafından kazanılması, yetkinlik ve görevin önemi nispetinde özlük haklarının iyileştirilmesi ve bir kariyer mesleği olmasına bağlıdır. Öğretmenlik meslek kanunun gecikmesi orta ve uzun vadede öğretmenlik mesleğinin çağdaş tanımını ve çerçevesini çizmeyi geciktirdiğinden 2023 Eğitim Vizyonunun öğretmenlik mesleğinin saygınlığının artırma hedefi de gerçekleşmeyecektir. 


2.     Öğretmenliğin niteliğinin dönüşümü gerçekleşmeyecektir. Öğretmenlik mesleği, modern ulus devletle birlikte ortaya çıkan koşullarda şekillenmiştir. Ancak burada tekrar etmenin yersiz olduğunu düşündüğüm birçok değişim ve dönüşüm öğretmenlik mesleğinin niteliklerinin de dönüşümünü zorunlu kılmaktadır. Halihazırdaki yasal düzenlemeler, öğretmenlik mesleğinin niteliklerini çağdaş düzeye yükseltmek için yönlendirici bir zemin oluşturmamaktadır. Bu eksiklik, öğretmenlerdeki nitelik dönüşümünü geciktirmektedir.


3.     Yeni kamu yönetimi/yeni okul hayata geçemeyecektir. Okullar da merkezi yönetimin birer unsuru olarak hesapverebilirlik ve etik tartışmalarının merkezindedir. Bu tartışmalar okul yöneticilerine ve öğretmenlere zaman kaybettirmekte ve onları töhmet altında bırakmaktadır. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin karşı karşıya kaldığı bu meydan okumalar yasal bir zemine ve güvenceye kavuşmadıkça meslek mensuplarının iş yüklerini ve yılgınlıklarını artıracak, bu da orta ve uzun vadede mesleğin sürdürülebilirliğini güçleştirecektir.   


4.     Okular arası farklar kapanmayacaktır. Dezavantajlı bölgelerdeki okullarda tecrübeli öğretmenlerin istikrarını korumanın yolu eşitlikçi yaklaşımdan adaletçi ve işlevsel yaklaşıma geçmekle mümkündür. Aksi durumda dezavantajlı bölgelerdeki okulların açığını kapatmak mümkün olmayacaktır. Bunu sağlamanın yolu da bu tür okullarda görev almayı teşvik edecek yasal düzenlemelerden geçmektedir. 


5.     Öğretimsel devrim gerçekleşmeyecektir. Tasarım beceri atölyeleri, esnek ortaöğretim programları gibi yenilikçi, devrimci uygulamalar, okulun halihazırdaki akışının dönüşmesini zorunlu kıldığı kadar geleneksel branş öğretmenliği algısını da dönüşüme zorlamaktadır. Dönüşüm yasal bir zeminde ve bir plan doğrultusunda hayata geçirilmediği takdirde parlak dönüşüm fikirleri -daha önceki birçok örnekte olduğu gibi- kadük kalacaktır. 


6.     MEB personel niteliği ve çeşitliliği artmayacaktır. MEB’de ‘aslolan öğretmenliktir’ mottosundan hareketle MEB’in her düzeydeki personelinin öğretmen olması geleneği MEB’i hantallaştırmaktadır. Öğretmenler, okul yöneticisi, müfettiş, uzman, muhakkik, şef, şube müdürü, il-ilçe müdürü, daire başkanı olmaktadır. Her birinin ayrı bir uzmanlık alanı olduğu gerçeği göz önüne alındığında yeni bir kanuni düzenleme yapılmadan bu karmaşadan çıkmak mümkün değildir. 


7.     Öğretmenlik profesyonel bir meslek olamayacaktır. Öğretmenliği, sürekli millî, manevî ve dinî değer ve duygularla özdeşleştirip, onun profesyonel tarafı ikinci plana itilmektedir. Oysa öğretmenlik oldukça kritik bir uzmanlık mesleğidir. Meslek kanunu bu bilinci ve yaklaşımı pekiştirecektir. Bu bilincin yerleşmesini sağlayacak yasal çerçeve oluşmadıkça öğretmenlik çağın gerektirdiği karmaşık, iç içe ve çok yönlü yetkinlikleri haiz bir mesleğe dönüşme ihtimali zayıflamaktadır. 


8.     Kamuoyunun desteği sağlanamayacaktır. Kamuoyu, çocukla, eğitimle ve okulla yakından ilgilidir ve beklentiler her geçen gün evrilmekte ve derinleşmektedir. Eğitim sistemi dönüşen toplumsal talepleri karşılamadığı sürece okullar kamuoyunun nazarında kan kaybetmeğe devam edecektir. Bu durum velileri okul dışı arayışlara itecektir. 


9.     Yönetsel ve mali etkililik sağlanamayacaktır. Türkiye çok büyük bir sistemi merkezden, tek elden ve genel mevzuatla yönetmeye çalışmaktadır. Merkezde yapılan planlamalar çoğu zaman yerelde beklenen sonucu verememektedir. Bu durum yönetimi hantallaştırmakta, bütçenin verimliliğini düşürmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile okullara, yöneticilere ve öğretmenlere tanınacak özerklikler, yönetimde esneklik ve hız, bütçede etkililik ve verimlilik artışına fırsat verecektir. 


10.  Dünya ile entegrasyon sağlanamayacaktır. Türkiye, her geçen gün çevresinden ve bütün dünyadan öğrenci, öğretim üyesi ve öğretmenlerin geldiği merkez bir ülkedir. Bu ülkenin öğretmenlik meslek kanunu ile yeniden yapılandırılmış bir rejime ihtiyacı vardır. Aksi takdirde çeşitliliği ve esnek talepleri yönetmekte başarılı olamayacak, küresel sisteme entegrasyonu gecikecektir. 


Öğretmenlik Meslek Kanunu, en genel itibariyle eğitim sisteminin çağdaş koşullara uyum ihtiyacını sürekli dile getiren meslek mensupları ile siyasi iradenin ortak bir görüşte buluşması ve birlikte harekete geçme iradesinin beyanı olacaktır. Gecikmesi ise söylemlerin retorik olmanın ötesine geçemediğinin kanıtı olarak değerlendirilmesine yol açacaktır.  

 

 

 

 

ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ