18 Ocak 2021

Finansal Algı ve Tutum Anketinin İslami Finans ve Bankacılık Algıları Açısından Değerlendirilmesi



Giriş

Bu yazıda T.C. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi için Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık AR-GE Merkezi tarafından hazırlanan ve çok kısa bir süre önce kamuoyuyla paylaşılan Türkiye Hanehalkı Finansal Algı ve Tutum Araştırması’ndan bahsetmek istiyorum. Asıl ilgi alanım İslami finans ve bankacılık (bizdeki adıyla katılım finansı ve bankacılığı) olduğu için söz konusu raporu özellikle bu açıdan değerlendirmeye çalışacağım.

Bu raporun önemli olmasının temel sebebi, Finans Ofisi tarafından hazırlatılıp çok geniş kapsamlı olmasıdır. Çünkü konuya dair yapılan akademik çalışmalar mevcut olsa da bunların boyutları genelde kısıtlı kalmaktadır. Oysa bu rapor, profesyonel bir araştırma şirketi tarafından hazırlanmış olup Türkiye’deki illerin büyük bir çoğunluğunu kapsamakta, aynı zamanda da geniş bir katılımcı kitlesini içermektedir. 

İkinci olarak, hazırlanan raporun konusu da ayrıca önem arz etmektedir. Zira özellikle son birkaç yıldır literatürde “finansal okuryazarlık” kavramı sıkça zikredilir olup geniş teveccüh bulmaktadır. Bundan kasıt, en yalın anlatımla, kişilerin finans kavramları, kurumları, hizmetleri ve işlemleriyle ilgili bilgilere ne derece sahip olduğudur. Bu önemli görülmektedir çünkü giderek finansallaşan bir dünyada yaşamaktayız ve insanların bu dünyada daha iyi tercihler yapabilmesi gerekmektedir. 

Son olarak, her ne kadar bu rapor genel anlamda Türkiye’de finansa dair okuryazarlığı anlamaya çalışsa da özelde içerdiği sorularla İslami finans (katılım finansı) ile ilgili okuryazarlığı da ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu da ayrıca önem arz etmektedir çünkü yaklaşık 30-40 senedir Türkiye’de varlıkları söz konusu olan katılım finansı kurumlarına dair insanların algılarını anlayabilmek, bu kurumların gelişimine katkıda bulunulabilmesi için önemli bir adımdır. 


Anket Yöntemine Dair

Öncelikle, bahsi geçen rapor, Türkiye’nin 49 ilinden 15.041 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Seçilen iller, Türkiye’nin genelini temsil açısından hanehalkı bazında %89’u, gayri safi milli hâsıla açısından ise %92’yi temsil etmektedir. Yani her ne kadar Türkiye’de belli bir yaş aralığındaki herkesi kapsayamasa bile istatistiksel yöntemlerin verdiği imkânla temsil gücü oldukça yüksek bir kitle, araştırmaya dâhil edilmiştir. 

Raporun hazırlanmasını sağlayan ankete katılanların %42’si kadın iken %62’si 26-55 yaş aralığındadır. Dolayısıyla erkeklerin biraz daha fazla olduğu katılımcı kitlesinin yaş aralığı ise orta-üst diyebileceğimiz bir kesimi kapsamaktadır.


İslam Ekonomisine Dair Genel bir Soru

Söz konusu ankette İslam ekonomisiyle doğrudan ilgi kurabileceğimiz bir soru ve buna verilen cevaplar gözümüze çarpmaktadır: 

·    Görüşülen kişilerin %56’sı faizsiz bir ekonomik sistemin mümkün olduğunu düşünür iken bunun günümüz koşullarında uygulanabilirliğini dile getirenler ise %21’dir.

Dolayısıyla her ne kadar faizsiz sistemin mümkün olduğuna inanan kitle diğerine göre biraz daha yüksek olsa bile bunun mevcutta uygulanabilirliğine olan inanç ya da düşünce çok daha azınlıkta kalmaktadır. Bu oldukça gerçekçi bir bakış açısını yansıtıyor diyebiliriz. Zira dünya genelinde uzun dönemdir hâkim olan ekonomi politik yapının özellikle tabandan tavana olmak üzere birçok değişim olmaksızın dönüşmesi en azından kısa dönemde çok kolay değildir. Fakat bu soruya aslında biraz eksik kalmış bir soru da denebilir çünkü faizsizlik, İslam’ın iktisada dair bakış açısının sadece bir özelliğidir.



Katılım Bankaları ve Faizsiz Yatırım

İslam ekonomisi olarak adlandırılan yapı içerisinde bugün için hem dünyada hem de Türkiye’de en öne çıkan unsur, İslami bankalar ya da ülkemizde bilinen ismiyle katılım bankalarıdır. Nitekim raporda da en çok buna yönelik soru ve cevaplar yer almaktadır. Buna göre, 

·      Görüşülenlerin %40’ı, katılım bankalarını ve hizmetlerini hiç bilmediklerini veya çok az bildiklerini belirtmiştir. Bilenler ise mevcut bilgilerini en çok banka şubelerinden edinmektedir. 

İşte bu madde bugün Türkiye’de İslami finans anlamında en öne çıkan yapı olan katılım bankaları hakkında sıkça dile getirilen bir problemi de gözler önüne sermektedir; konuya dair bilgi ve farkındalık eksikliği. İlaveten, söz konusu bilginin sağlanması açısından en önemli kanalı da yine bu sorunun cevabı ortaya koymaktadır; banka şubeleri. 

·      Anketin yapıldığı vakit itibariyle son 12 ay içerisinde katılım bankalarıyla işlem yapanların oranı sadece %6’dır. Bunların arasında %80 ve üzeri memnuniyet bildirme oranı ise %38’dir. 

Bu, bir önceki soruyla da bağlantılı olup söz konusu %6’lık oran aslında katılım bankalarının sektördeki payına da paralel bir seyir izlemektedir. İlaveten, katılım bankalarını tercih edenler arasında memnuniyet oranının iyi olduğu söylenebilir. 

Katılım bankacılığının tercih edilip edilmeme sebeplerine ilişkin olarak ise, 

·      Katılım bankacılığın en güçlü yönü ahlakiliği olarak vurgulanırken (%68 ile), en zayıf yönü, %41 ile getirisi olarak belirtilmiştir. 

·      Katılım bankalarını tercih edenlerin temel sebebi, %51 ile güvenilirlik iken tercih sebebinin sonunda diğer bankalara göre daha farklı finansal ürünlerin olması yer almaktadır. Katılım bankasını tercih etmeme sebebinin başında ise %36 ile çalışılan bankadan memnuniyet almaktadır.

·      Katılım bankalarıyla niye çalışmak istemedikleri sorulduğunda %25'lik bir kesim "faiz ve kar payı aynı şeydir" seçeneğini çok güçlü bir şekilde vurgulamıştır. Onu, %21 ile İslami kurallara gerçekten uymamazlık takip etmektedir.

Buna göre ahlakilik ve güven, katılım bankalarını öne çıkaran unsurlar olarak görülmektedir. Dünyada herhangi bir dine atıf olmaksızın “etik bankacılık” adıyla farklı bir bankacılık modelinin gündeme getirilmeye çalışıldığı düşünülecek olursa katılım bankalarının bu kategoride hali hazırda ciddi bir yere sahip olabileceği söylenebilir. Öte yandan katılım bankalarını tercih açısından geride bırakan unsurlar olarak ise getiri ve finansal ürün eksikliği göze çarpmaktadır. İlaveten, katılımcıların %25’inin “faiz ve kâr payı”nı aynı görmesi ile %21’lik kesimin söz konusu kurumların İslami kurallara uygun olmadıklarını dile getirmesi, sektöre dair şüphelerin ne denli ciddi olduğunu göstermektedir. 

Katılım bankaları, mevduat bankalarından farklı olmak üzere kâr-zarar paylaşımı esaslı katılma hesaplarına sahiptir. Buna ilişkin olarak,

·      Katılım hesabı sahipliği sorusuna geçmişte sahip olduğunu belirtenlerin oranı %7 iken mevcutta sahip olduğunu söyleyenlerin oranı ise %4’tür. %89’u ise hiç sahip olmamıştır.

Bir önceki hususa ilave olarak, katılım hesabına sahiplik açısından ankete katılanlar arasında geçmişle (bunun ne kadar “geçmiş” olduğu belirtilmemektedir) kıyaslanınca bugün için bir azalma olduğu görülmektedir. İlaveten, katılım hesabına hiç sahip olmayan ciddi bir kesim vardır. Bunun sebeplerine aşağıda değinilecektir. 

Katılma hesabı sahipliğine ilişkin detaylara gelinecek olursa,

·      Nakit miktarlarına göre kişilerin tercih ettikleri yatırımlara bakıldığında katılım hesabı için en yüksek tercihin olduğu para miktarı grubu, 25.000 TL ile orta gruptur. 

·      Katılım hesabını tercih edenlerin temel sebepleri arasında en baskın olanı, %18 ile faizsizlik gelmektedir. 

Bu iki soru ve cevabı, katılım bankalarını tercih edenlerin genelde orta seviyede para birikimine sahip olanlar olduğunu ve tercihin en temel sebebinin faizsizlik olduğunu ortaya koymaktadır. 

Öte yandan faizsiz yatırım araçlarına (kira sertifikası ve borsa gibi) ilişkin olarak,

·      Asla tercih edilmeyen yatırım araçlarıyla ilgili soruya, katılımcıların %16’sı kira sertifikası/faizsiz yatırım fonu, %13’ü katılım hesabı, %12’si ise altın tahvili/kira sertifikası demiştir. Bunların tercih edilmeme sebepleri açısından temel sebep ise bilgi yetersizliği olarak belirtilmiştir. Bunu, kira sertifikaları için risklilik sebebi takip etmektedir.

·      Faize dayalı olduğu için vadeli mevduatı reddedenler %14 iken borsa yatırımının dinen uygun olmadığını düşünen kesim %20 civarıdır. 

Buna göre özelde katılım bankacılığı ve genelde de bazı faizsiz yatırım araçlarının tercih edilmeme sebeplerine yönelik olarak bilgi yetersizliği ve risklilik vurgulanmaktadır. Bu da bir kez daha bilgilendirmenin İslami finans ve bankacılık sektörü için talebi ne denli etkilediğini gözler önüne sermektedir. 

Katılım bankacılığının tercihinin %18’lik oran ile faizsizliğe dayanmasını destekler şekilde konvansiyonel bankalardaki vadeli mevduatı faizli olduğu için kullanmayanların oranı da buna yakın bir şekilde %14’tür. Fakat İslami finans içerisinde katılım bankacılığı dışında önemli bir yatırım platformu olan borsaların %20 gibi düşük olmayan bir oranla dinen uygun görülmemesi de üzerinde ayrıca tartışılması gereken bir husustur. 


Tasarruf

·      Tasarrufla ilgili genel sonuçlara bakacak olursak, %53, tasarruf edemedik, gelirimiz giderimizi karşıladı derken %20, tasarruf edip bir miktar para biriktirdiğini belirtmiştir. %16 ise tasarruf etmek bir yana geçmiş dönemde biriktirdiklerini harcadığını söylerken %12’lik kesim borçlandığını dile getirmiştir. 

·      Tasarrufla ilgili bir önceki maddedeki gruplarda yer alanlara gerektiğinde borcu nereden alabilecekleri sorulduğunda ise genel itibariyle %3’ü, tasarruf edebilenlerin %4’ü, tasarruf edemeyenlerin %2’si, geçmiş tasarruflarını yiyenlerin %5’i, borçlananların ise sadece %1’i katılım bankası finansmanını dile getirmiştir. 

Tasarruf, ülkelerin gelişimi ve kalkınması için önemli bir ekonomik değişkendir. Bu bağlamda ankete katılanların sadece %20’sinin belirli bir miktar (tam ne kadar olduğu net değildir) tasarruf edebildiğini söylemesi tasarrufun oldukça marjinal bir durum olarak kaldığını göstermektedir. Tasarrufun ilişkili olduğu bir konu da borçlanmadır. Zira tasarrufu olmayan ve geliri giderini karşılamayanların başvuracağı tek çare borçlanma olmaktadır. Bu noktada özellikle de borçlananlar arasında katılım bankası tercihinin çok kısıtlı kaldığı görülmektedir. Bunun temel sebebi, bu bankaların doğrudan nakit para vermemesi olabilir. İşte burada banka dışı İslami mikrofinans, karz-ı hasen (faizsiz borç) tarzı kurumlarının devreye girmesinin önemi ortaya çıkmaktadır.



Sonuç

Bu yazıda, birkaç ay önce Finans Ofisi tarafından yayınlanan, alanında şu ana değin en kapsamlı araştırma olma özelliğini taşıyan finansal okuryazarlık raporunu inceledik. Söz konusu incelemeyi özellikle İslami finans (katılım finansı) üzerinden yaptık. Buna göre konuya dair ortaya çıkan temel sonuçları şöyle özetleyebiliriz:

·      Ankete katılanlardan hareketle Türkiye nüfusunun yarıya yakın bir kısmının katılım bankacılığını ya hiç bilmediğini ya da çok az bildiğini öğrenmekteyiz. Bu da söz konusu kurumların kendilerini tanıtmaya hala ne denli ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

·      Birinci maddeyle de ilgili olarak, katılım finansına dâhil olan bazı yeni ürünlerin, kira sertifikası gibi, yatırımcı tarafından özellikle tercih edilmemesinin de sebebi bilgi eksiğidir. Dolayısıyla, tanıtım katılım bankacılığı dışındaki katılım finansı öğeleri için de önemlidir. 

·      Hala ciddi bir kesim, kâr payı ile faizi bir ve aynı olarak algılamaktadır. Bu, katılım bankalarına dair olumsuz algının başını çekmektedir. Bu sebeple, tanıtım ve algı gelişimine yönelik çalışmaların özellikle bu hususa odaklanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. 

·      Katılım bankacılığını tercih edenler açısından temel unsur, ahlakilik ve güvendir. Bunlar olumlu hususlardır. Fakat tercih etmeyenler açısından da yeterli getiri olmaması ve mevcut çalışılan bankadan memnuniyet gibi hususlar öne çıkmaktadır. Bu tarz sebepler arasından katılım bankaları özellikle bir şey yapabilecekleri hususlara eğilebilirler. 

Son olarak, tasarruf oranlarının az olduğu bu katılımcı kitlesi için doğrudan para veremeyen katılım bankalarının yanı sıra ya da katılım bankacılığın kendi içerisinde destekleyici katılım finansı öğelerinin olmasının da önemli olduğu görülmektedir.


ARAŞTIRMA MERKEZLERİMİZ

KURULUŞLARIMIZ