Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar Serisinin Yedincisi “Ahlâkî Önermelerin Kaynağı Olarak Akıl” Başlığıyla Gerçekleşti

30 Kasım -1

İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi kapsamında düzenlenen Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar serisinin yedincisi “Ahlâkî Önermelerin Kaynağı Olarak Akıl” başlığıyla Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Hümeyra Özturan’ın sunumuyla gerçekleştirildi.

Ahlâk alanının çok farklı disiplinlerden beslendiğini söyleyerek sunumuna başlayan Özturan, bunun söz konusu alan için bir zenginlik olmakla birlikte; aynı zamanda onun felsefî zeminden kayarak, ahlâk felsefesi dilinden uzak bir şekilde ele alınmasına sebep olduğu belirtti. Modern dönemde felsefenin dil analizine indirgendiğini, ahlâk felsefesi alanının da bu durumdan nasibini aldığını söyleyen Özturan, kendisinin felsefî ahlâk derken böyle bir anlamı kast etmediğinin özellikle altını çizdi. Günümüzde ahlâk felsefesinin analitik, normatif ve uygulamalı ahlâk olmak üzere üç temel alana ayrıldığını belirten konuşmacı, ahlâk nedir sorusu üzerinden ahlâkın kaynağı meselesi ele alınacağı zaman, normatif ahlâka bakılması gerektiğini, zira analitik/metaetik alanın böyle bir soruyla ilgilenmediğini ifade etti. Günlük hayat içerisinde kullanılan önermelerin fizikî, mantıkî ve ahlâkî olmak üzere üçe ayrıldığını söyleyen Özturan’a göre, bunların büyük çoğunluğunu ahlâkî önermeler oluşturmaktadır. Dolayısıyla ahlâkın temeli soruşturmasında araştırılacak şey, bu tarz cümlelerin nereye dayandığı hususudur. Bunların da biri “hırsızlık kötüdür” gibi tümel; “Ali kötüdür” gibi tikel yargılar olarak ikiye ayrıldığını söyleyen Özturan, herhangi bir tikel yargıya ulaşmamız için öncelikle tümel yargıyı bulmamız gerektiğini ifade etti. Bu esasında şöyle bir soruda karşılık bulmaktadır: İnsanlık adaletin iyi; zulmün kötü olduğu sonucuna nasıl ulaştı? Bu hususta kendi yaklaşımını ortaya koymadan önce, ahlâk felsefesinde daha önce verilen cevapları ve onları neden benimsemediğini anlatacağını söyleyen Özturan, ilk olarak faydacılığı ele aldı. Konuşmacıya göre ahlâkın kaynağına dair verilen bu cevapta bir hata bulunmaktadır. Kaynak olarak ifade edilen haz ve fayda, bir kaynaktan ziyade kriter olarak durmaktadır. Burada olgu-değer yanlışlığı bulunduğunu söyleyen Özturan, bir şeyin haz verici olmasının bizâtihî bir norm olarak sunulamayacağını ifade etti.

Özturan, ahlâkın kaynağının sezgi olarak kabul edilmesinin ise muğlaklık taşıdığını belirtti. Bu cevabın ahlâkın kaynağını açıklamadığının, sezgi kavramı irdelendiğinde ortaya çıktığını söyleyen konuşmacı, söz konusu görüşü kabul eden Moore’un “Sarı rengini görünce tanıdığımız gibi ahlâkî olanı da öyle sezeriz” demesinin bunun bir örneği olduğuna işaret etti. Ahlâkî doğrulara ilişkin yargıların duygu kaynaklı olduğunu söyleyen bir diğer görüşe göre, insanın bir şeyi beğenmesi veya ondan tiksinmesi “iyi”yi belirler. Bunun indirgemeci bir cevap olduğunu söyleyen Özturan, erdemlerin tamamının bu şekilde oluşmasının mümkün olmadığını ifade etti. Ahlâkın kaynağının toplum olarak kabul edildiği durumda toplumdan topluma değişen ahlâkîliklerin ortaya çıkacağını belirten Özturan’a göre, burada herhangi bir toplumun kendi yapısına göre dayattığı bir normatif alan belirecektir.

Ahlâkın kaynağının Tanrı/din/ilâhi vahiy olarak da düşünülebileceğini söyleyen konuşmacı, burada iyi ve kötü olan şeyi belirleyenin Tanrı olduğunun kabul edildiğini söylemektedir. Felsefe tarihinde buna karşı geliştirilmiş argüman ise, ateist olup da ahlâklı olan insanların varlığıdır. Dinin ahlâk hususunda çok önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu fakat akıl kadar belirgin olmadığını söyleyen Özturan, kendi çözüm teklifinin aklî gelişimle birlikte ahlâkî gelişimin de artacağı yönünde olduğunu belirtti. Konuşmacıya göre, ahlâkın kesin bir kaynağı olan akıl; vahiy, toplum v.s herhangi bir unsur olmaksızın tek başına adaletin iyi; zulmün ise kötü olduğu bilgisini vermektedir. Tümel olanın bilgisinin akıl kaynaklı olduğunun kabul edilmesinin ardından, bunun tikellere nasıl aktarılacağı sorusunun geldiğini söyleyen Özturan, tikel yargılar sözkonusu olduğunda işin içine başka şeylerin girdiğini belirtti. Zira tikel yarıya ulaşmak için gözlem ve tecrübeye ihtiyaç bulunmaktadır. Tikel yargıya varmak için yapılması gereken şeyin gözlem yaparak anlık kıyasta bulunmak olduğunu söyleyen konuşmacı, mevcut şartların değerlendirildiği noktanın bu ikinci önerme olduğunu ifade etti. Ahlâk hakkındaki farklılıkların da esasen tikel bir form taşıyan bu ikinci önermede ortaya çıktığını söyleyen Özturan, anlık kıyaslar kurarak yapılacak eylemlerin birbirinden farklılaştığını belirtti.

Hümeyra Özturan, ahlâkın kaynağı olarak tek başına aklın kabul edilmesinin yeterli olmadığını da ifade etti. Çünkü akıl; fedâkarlık, özveri gibi duygular olmadan ahlâkî eylemler için yeterli motivasyonu sağlamamaktadır. Aklın asgari ve zorunlu olan adaleti tesis ettiğini; merhamet ve fedâkarlık gibi umdelerin ise din ve duygu kaynaklı olduğunu ve aklın buralardan beslenmesi gerektiğini söyleyen Özturan, tüm bu hususiyetlerin akıl dışı değil, akıl temelli bir yapının üstüne eklendiğini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

Sunum, soru-cevap kısmıyla son erdi.

KURULUŞLARIMIZ