ÖNERİLER

On Birinci Kalkınma Planındaki amaçlar genişletilmelidir. Söz konusu plan, daha fazla değer üreten, daha adil paylaşan, daha güçlü ve müreffeh Türkiye vizyonunun geliştirilmesi ve sürdürülmesi, refahın artırılması, insani gelişmişlik seviyesinin ve kişi başına gelirin yükseltilmesi, işsizlik ve enflasyon oranının düşürülmesi, rekabet gücünün artırılması, dünya ekonomisinde yaşanan değişimler dikkate alınarak sanayileşmenin sağlanması, tasarrufların ve üretken yatırımların artırılması, öngörülebilirliği yüksek politikaların belirlenmesi ve uygulanması, orta ve yüksek teknolojiye dayanan katma değeri yüksek üretime öncelik verilmesi, küresel ve bölgesel gelişmelere hızlı uyum sağlayacak politikaların belirlenmesi, yaşanan krizlerin fırsata dönüştürülmesi, ihtiyaç duyulan alanlarda yapısal reformlara öncelik verilmesi, yeşil büyüme, iklim değişikliği gibi alanlarda politikaların belirlenmesi öncelikler arasında yer almalıdır.

Gelir dağılımı ve yoksulluk ile ilgili politikalar daha önce de belirtildiği gibi çok geniş yelpazede ve koordineli şekilde uygulanmalıdır. Ekonomik yönü ön plana çıkan gelir dağılımı ve yoksulluk sorunun esas temelleri eğitim, sağlık, şehirleşme, alan yönetimi, fırsat eşitliği gibi birçok alana dayanmaktadır. Bu bağlamda öncelikle konu ile ilgili bir toplumsal ve siyasal iradenin oluşması gerekmektedir. Sonrasında oldukça geniş çapta belirlenen stratejiler çerçevesinde politika setleri oluşturulmalıdır. Bireylerin ekonomik yaşantıya dahil olabilmesi, yaratılan ekonomik değerlerden daha fazla pay alabilmesi için yapısal koşulların oluşturulması gerekmektedir. Ayrıca yaratılan gelirin sonrasında tekrar dağıtımı devlet eliyle gerçekleştirip mevcut yapının aksayan yönlerinin açıkları kapatılmalıdır. Uygulanan bu politikalar, sadece düşük gelir gruplarının menfaatini sağlayacak politikalar olarak görülmemelidir.

Tarım ve Orman Bakanlığından sağlanan destekler, verimli ve etkin şekilde kullanılmalıdır. Destekler, tarım sektöründeki üretim miktarını ve istihdamı artırabilme potansiyeline sahiptir. Ancak hayvancılık açısında durum biraz daha zor görünmektedir. Toplam hayvan sayısında yüzde 1’lik artış olmasına rağmen büyükbaş hayvan sayısının azalması önemli bir sorundur. Gerek süt ve süt ürünleri gerekse kırmızı et temini açısından mevcut fiyatlama davranışlarını etkilememesi imkânsızdır. Dolayısıyla tarımsal ve hayvansal üretime yapılacak olan destek ve düzenlemelerin takibi de son derece önemlidir. Sonuç olarak tarım ve hayvancılık sektörü günlük yaşamdaki birçok ürün fiyatı üzerinde doğrudan etkiye sahiptir ve enflasyonist baskının azaltılması noktasında dikkate alınmalıdır.

2022 yılında turizm açısından yaşanan önemli kazanımların devam etmesine yönelik politikalar ortaya konmalıdır. Bu doğrultuda Türkiye’nin farklı ülkeler için önemli bir turizm merkezi hale gelmesi sağlanmalı, bunun için de Türkiye’nin kültür turizmi, eğitim turizmi, sağlık turizmi gibi farklı turizm türlerinde uluslararası tanıtımlara yönelmesi gerekmektedir. Bunun yanında Türkiye’nin sadece belirli bölgelerini ziyaret eden yabancı turistlerin Türkiye’nin farklı turistik bölgelerine seyahat etmeleri sağlanmalıdır.

Giderek artan enflasyon oranı karşısında para ve maliye politikalarıyla beraber kurumsal düzenlemeler de gereklidir. Öncelikle, faiz kararlarıyla enflasyonu etkileyen TCMB ve ülke geneli enflasyonu ölçen kurum olan TÜİK başkanlıklarında sık yapılan değişiklikler, şeffaflık ve bağımsızlık yönünden soru işaretleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu kurumların idari işleyişine ve kararlarına müdahale etmemek enflasyon yönünde sağlıklı veri ve öngörülebilirlik imkanı yaratacaktır.

Hizmet sektöründe yaşanan büyümenin ve gelişmenin kalıcı olması sağlanmalıdır. Hizmetler sektörünün 2022 yılındaki performansının tatmin edici olsa da hizmetler sektörü adına 2022 yılında yaşanan bu olumlu gelişmelerin kalıcı olabilmesi için H-ÜFE’nin düşürülmesi ve konjonktürden kaynaklı ortaya çıkan olumlu gelişmelerin konjonktürün ortadan kalkması durumunda da devam etmesi sağlanmalıdır.

Enerjide dışa bağımlılık azaltılmalıdır. Türkiye enerji ihtiyacını karşılamak için büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlıdır ve enerji üretiminde fosil yakıtlar arasında en büyük paya doğal gaz sahiptir. Dolayısıyla, Türkiye her yıl milyarlarca dolarlık enerji ithalatı gerçekleştirmektedir. Bu enerji bağımlılığı enerji fiyatlarındaki değişikliklerden dolayı hem ülke ekonomisini kırılgan hale getirmekte hem de ülkenin cari açığının artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, enerjide dışa bağımlılığı azaltma gayretinde olan Türkiye, yerli ve yenilenebilir enerji üretim kaynaklarını çeşitlendirmeye gayret göstermelidir. Yenilenebilir enerji kullanımının artması, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına hem yardımcı olacak hem de enerjide dışa bağımlılığı azaltmasında yardımcı olacaktır.

Başarı potansiyeli olmakla beraber çeşitli kısıtlar sebebiyle varlığını devam ettiremeyecek olan yeni kurulmuş işletmeler desteklenmelidir. Söz konusu kısıtlar içerisinde finansman sorunları ve yönetimsel yetersizlikler ön plana çıkmaktadır. Türkiye’de özellikle son kalkınma planları ile yeni işletme kurulmasını teşvik edici ve bu işletmelerin kuruluştan sonra da desteklenmesine yönelik düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Yeni işletme kurma niyetinde olan kişilere eğitim ve danışmanlık verilmesi, ihtiyaç duyulabilecek finansmana ulaşabilmenin kolaylaştırılması gibi düzenlemeler ile hem yeni işletme kurulması teşvik edilmekte hem de kurulan işletmelerin başarılı olabilmesi için destek verilmektedir. Fakat destekleyici düzenlemelerin daha çok finansmana odaklandığı görülmektedir. Finansmanın yanında yeni işletme kurma niyetinde olan kişilere ve işletme sahiplerine finansal yönetim, pazarlama, stratejik yönetim konularında da danışmanlık ve eğitim hizmetlerinin verilmesi gerekmektedir.

İşsizlik sorunu için orta ve uzun vadeli köklü yapısal reformlar gerektirmektedir. Bu bağlamda özellikle özel sektörün daha fazla büyümesi ve kamu sektörünün küçültülmesi, istihdam yaratma açısından önem arz etmektedir. İşsizlerin kamu sektörü tarafından istihdamının azaltılarak özel sektöre yönlendirilmesi hem kamu bütçesi üzerindeki baskıyı hafifletecek hem de ülke ekonomisine katma değer üretecek özel sektör için gerekli işgücü sağlanmış olacaktır. 

Genç işsizliğin azaltılmasına yönelik emek stoğunu yönlendiren eğitim politikalarının üretilmesi ve gerekli istihdam alanlarının yaratılmasını sağlanmalıdır. Sayısı hızla artan üniversitelerin klasikleşmiş temel eğitim alanlarının dışında ülke ekonomisinin ihtiyacına göre belirlenen alanlara yönelmesi buralardan mezun olan öğrencilerin veya genç işsizlerin doğrudan istihdama dahil olması sağlanmalıdır. Böylece artan üniversite sayısı da ekonomik ihtiyaçlar doğrultusunda verimli biçimde değerlendirilmiş olacaktır.