Logo

Yayınlar

Bangladeş’in Temmuz Devrimi: Ulus İnşasında Gençlik Odaklı Yeni Bir Dönem (İngilizce Analiz Raporu)


The July Revolution of 2024 represents a critical point in the political history of Bangladesh, being referred to by many as the nation’s “second independence.” Unlike previous movements primarily initiated by traditional political factions, this revolution was driven by the youth, particularly student activists who mobilized a nationwide movement opposing the government. The uprising, which originated from the Anti-Discrimination Students’ Movement, ultimately resulted in the fall of Sheikh Hasina’s 15-year authoritarian rule, thereby facilitating the establishment of an interim government focused on democratic renewal and institutional reforms. In this analysis report, Abdullah al-Mamun examines the fundamental causes of the revolution, highlighting the deterioration of democratic principles, pervasive corruption, and widespread human rights violations that reinforce public dissatisfaction. Furthermore, he investigates the evolution of the movement—from its inception as a protest against discriminatory policies to its development into a comprehensive demand for regime change. The author also discusses the involvement of international actors, the reactions of regional powers, and the broader implications of Bangladesh’s changing political landscape.

Göçmenlere Yönelik Tutumlar: İşgücü Piyasaları Bağlamında Bir Analiz


Göçmenler, günümüzde Türk kamuoyunun toplumsal sorun önceliklerinde ilk sıralarda yer almaktadır. Güncel tartışmalarda göç sorununun, kültürel ve politik yönlerinin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Ancak kapsamlı kamuoyu araştırmaları, vatandaşların göçmenlere ilişkin olumsuz tutumlarının temelinde, işgücü piyasalarındaki rekabet tehdidi algısının yattığını göstermektedir. Ülkemizde göçmen işgücü figürü, 1990’ların ortasından itibaren görünür olmakla birlikte; kamuoyunun ilgisi 2011 sonrası Suriyelilerin göçüyle canlanmıştır. Suriyeli göçmenlerin varlığı, diğer göçmen grupları gibi, kayıt dışı ve güvencesiz işlerde yoğunlaşmıştır. Bu analiz raporu, göçmenlere yönelik tutumları yönlendiren işgücü piyasalarıyla bağlantılı koşulları, Türk toplumu bağlamında değerlendirmeyi hedeflemektedir. Raporda, vatandaşların tutumlarının işgücü piyasalarındaki koşullardan nasıl etkilendiği kuramlar üzerinden tartışmaya açılmış ve işgücü piyasalarında bir göçmen alt segmenti oluşmasına neden olan koşullar değerlendirilmiştir. Son olarak, var olan kapsamlı veri setleri üzerinden vatandaşların işgücü piyasalarındaki konumlarına göre tutum farkları analiz edilmiştir.  Göçmenler, günümüzde Türk kamuoyunun toplumsal sorun önceliklerinde ilk sıralarda yer almaktadır. Güncel tartışmalarda göç sorununun, kültürel ve politik yönlerinin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Ancak kapsamlı kamuoyu araştırmaları, vatandaşların göçmenlere ilişkin olumsuz tutumlarının temelinde, işgücü piyasalarındaki rekabet tehdidi algısının yattığını göstermektedir. Ülkemizde göçmen işgücü figürü, 1990’ların ortasından itibaren görünür olmakla birlikte; kamuoyunun ilgisi 2011 sonrası Suriyelilerin göçüyle canlanmıştır. Suriyeli göçmenlerin varlığı, diğer göçmen grupları gibi, kayıt dışı ve güvencesiz işlerde yoğunlaşmıştır. Bu analiz raporu, göçmenlere yönelik tutumları yönlendiren işgücü piyasalarıyla bağlantılı koşulları, Türk toplumu bağlamında değerlendirmeyi hedeflemektedir. Raporda, vatandaşların tutumlarının işgücü piyasalarındaki koşullardan nasıl etkilendiği kuramlar üzerinden tartışmaya açılmış ve işgücü piyasalarında bir göçmen alt segmenti oluşmasına neden olan koşullar değerlendirilmiştir. Son olarak, var olan kapsamlı veri setleri üzerinden vatandaşların işgücü piyasalarındaki konumlarına göre tutum farkları analiz edilmiştir.

Türkiye Eğitim Sisteminde Sosyal-Duygusal Öğrenme


Öğrenmeyi kolaylaştırma, davranış problemlerini azaltma, yeniliklere uyum, değişen istihdam taleplerine yanıt verme, dezavantajlı öğrencileri destekleme gibi sağladığı çok boyutlu faydalar ile sosyal ve duygusal beceriler, çocukların akademik performanslarını ve hayat boyu öğrenmelerini geliştirmede kritik role sahiptir. Bu becerileri güçlü olan öğrencilerin sosyal bağlantılarını daha kolay kurabildiği ve sürdürebildiği, zorluklarla daha kolay başa çıkabildiği, öğrenmeye daha hazır olduğu görülmektedir. Son yıllarda, okullarda zorbalık, uyum sorunları, madde kullanımı, kontrolsüz teknoloji kullanımındaki artışlar, salgın, deprem gibi biyolojik ve doğal afetler; öğrencilerin duygusal refahını, kişiler arası etkileşimlerini, sosyal uyumlarını etkileyerek stres ve kaygı düzeylerini artırmaktadır.  Bu sorunlarla baş etmeyi kolaylaştıran sosyal ve duygusal becerilerin önemi daha da belirgin hale gelmiş; sosyal duygusal gelişim, artık, çocukların eğitiminin ve başarılı okul reformu çabalarının temel bir parçası olarak kabul görmeye başlamıştır. Sosyal-duygusal becerilerin güçlü olması, öğrencilerin yalnızca akademik becerilerini değil, aynı zamanda dayanıklılık, özdenetim ve sosyal farkındalık gibi sosyal ve duygusal becerilerini de artırmaktadır. Bu bağlamda, erken çocukluk yıllarından itibaren sosyal-duygusal becerilerin geliştirilmesi ve bu gelişimin planlı ölçme ve değerlendirme faaliyetleriyle takip edilmesi önemlidir. Bu çalışmayla da dünyada ve Türkiye’de sosyal-duygusal öğrenmeye yönelik uygulamalar, sosyal-duygusal becerilere yönelik ölçme ve değerlendirme konuları veriler ışığında ele alınarak temel ihtiyaç alanlarının belirlenmesi ve bu doğrultuda öneriler sunulması amaçlanmıştır.

Türkiye'de Matematik Eğitimi Revizyonları ve Matematik Seferberliği


21. yüzyılın gereksinimleri, bilgi ve teknoloji çağının kapılarını aralarken, matematik eğitimi bu çağın anahtarı haline gelmiştir. Ülkeler, teknolojik ilerlemelerin etkisiyle matematik eğitimlerini gözden geçirerek çağa uyum sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye, bu değişim rüzgarında sık sık matematik eğitiminde revizyonlar yapmaktadır ve bu yenilikler doğrudan öğretim programlarına yansımaktadır. Son zamanlarda gerçekleşen en kapsamlı yenilik olan "Matematik Seferberliği", bu değişimin en önemli adımlarından biridir. Bu analiz raporu, Türkiye'nin matematik eğitimindeki başarısını değerlendirmek için ulusal sınavlar ve uluslararası değerlendirmeler temelinde gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda, uygulanan eğitim revizyonlarının matematik başarılarına etkisi ve Matematik Seferberliği gibi önemli girişimlerin gerekliliği üzerine odaklanmaktadır. Türkiye'nin matematik eğitimi başarısı, ulusal sınavlar (LGS-YKS) ve uluslararası araştırmalar (PISA-TIMMS) temelinde değerlendirildiğinde, istenilen seviyelere ulaşamadığı ortaya çıkmaktadır. Raporda, Türkiye'nin matematik eğitim başarısını artırmak amacıyla ilan edilen Matematik Seferberliği süreci incelenmiş ve uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur. Matematik eğitimi alanındaki yenilikler ve Matematik Seferberliği gibi girişimlerin etkisiyle, Türkiye'nin matematik eğitiminde başarısını artırma hedefine doğru atılan adımları inceleyen bu analiz raporu; eğitimciler, politika yapıcılar ve ilgili tüm paydaşlar için kılavuz niteliğindedir. 

Türkiye’de Afet Yönetimi ve Sivil Toplum Kuruluşları Mevcut Durum ve Öneriler


2009 yılında Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulmasıyla birlikte; ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli uygulamaya konulmuş olup getirilen bu model ile çalışmalar, kriz yönetiminden risk yönetimine evrilmiştir. Ancak afet yönetiminde STK’ların hizmetleri genel olarak afet sırasında ve sonrasında müdahale faaliyetleri çerçevesinde ele alınmıştır. STK’ların afet tecrübesi ile hem AFAD’ın hem de ana çözüm ortakları kurumlarının koordinasyon faaliyetlerine bakıldığında, son yıllarda her ne kadar ciddi çalışmalar yapılmış olsa da en son yaşanan Kahramanmaraş depremi, afet yönetiminde yeni adımların atılması gerektiğini göstermiştir.   Türkiye’de afet yönetiminin ve STK‘ların mevcut durumunun ele alındığı bu analiz raporunda Türkiye’de afet yönetimi ve STK’ların yeri incelenmiştir. Sivil toplumun afet tecrübesi ele alındıktan sonra afetlerde koordinasyon ve STK iş birliğinin afete hazırlık aşamasından, afet yönetim sürecine, oradan afet sonrasında iyileştirme ve yeniden inşa aşamasına kadar niçin önemsenmesi gerektiği izah edilmiştir. Afetlerde kurumsal yapı ve koordinasyon, raporlama ve değerlendirme, arama kurtarma kapasitesi, sahaya intikal ve sahada çalışabilme, iletişim ve haberleşme, bağışların toplanması ve dağıtımı, CBS gibi araçların kullanımı gibi konulardaki zorluklar incelenmiştir. Analiz Raporu bu doğrultuda afet yönetimi ve STK’ların adaptasyonunda karşılaşılan yetersizlik alanlarını ve yol açtığı olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik öneriler sunmaktadır. 2009 yılında Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulmasıyla birlikte; ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli uygulamaya konulmuş olup getirilen bu model ile çalışmalar, kriz yönetiminden risk yönetimine evrilmiştir. Ancak afet yönetiminde STK’ların hizmetleri genel olarak afet sırasında ve sonrasında müdahale faaliyetleri çerçevesinde ele alınmıştır. STK’ların afet tecrübesi ile hem AFAD’ın hem de ana çözüm ortakları kurumlarının koordinasyon faaliyetlerine bakıldığında, son yıllarda her ne kadar ciddi çalışmalar yapılmış olsa da en son yaşanan Kahramanmaraş depremi, afet yönetiminde yeni adımların atılması gerektiğini göstermiştir. Türkiye’de afet yönetiminin ve STK‘ların mevcut durumunun ele alındığı bu analiz raporunda Türkiye’de afet yönetimi ve STK’ların yeri incelenmiştir. Sivil toplumun afet tecrübesi ele alındıktan sonra afetlerde koordinasyon ve STK iş birliğinin afete hazırlık aşamasından, afet yönetim sürecine, oradan afet sonrasında iyileştirme ve yeniden inşa aşamasına kadar niçin önemsenmesi gerektiği izah edilmiştir. Afetlerde kurumsal yapı ve koordinasyon, raporlama ve değerlendirme, arama kurtarma kapasitesi, sahaya intikal ve sahada çalışabilme, iletişim ve haberleşme, bağışların toplanması ve dağıtımı, CBS gibi araçların kullanımı gibi konulardaki zorluklar incelenmiştir. Analiz Raporu bu doğrultuda afet yönetimi ve STK’ların adaptasyonunda karşılaşılan yetersizlik alanlarını ve yol açtığı olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik öneriler sunmaktadır. 2009 yılında Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulmasıyla birlikte; ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli uygulamaya konulmuş olup getirilen bu model ile çalışmalar, kriz yönetiminden risk yönetimine evrilmiştir. Ancak afet yönetiminde STK’ların hizmetleri genel olarak afet sırasında ve sonrasında müdahale faaliyetleri çerçevesinde ele alınmıştır. STK’ların afet tecrübesi ile hem AFAD’ın hem de ana çözüm ortakları kurumlarının koordinasyon faaliyetlerine bakıldığında, son yıllarda her ne kadar ciddi çalışmalar yapılmış olsa da en son yaşanan Kahramanmaraş depremi, afet yönetiminde yeni adımların atılması gerektiğini göstermiştir. Türkiye’de afet yönetiminin ve STK‘ların mevcut durumunun ele alındığı bu analiz raporunda Türkiye’de afet yönetimi ve STK’ların yeri incelenmiştir. Sivil toplumun afet tecrübesi ele alındıktan sonra afetlerde koordinasyon ve STK iş birliğinin afete hazırlık aşamasından, afet yönetim sürecine, oradan afet sonrasında iyileştirme ve yeniden inşa aşamasına kadar niçin önemsenmesi gerektiği izah edilmiştir. Afetlerde kurumsal yapı ve koordinasyon, raporlama ve değerlendirme, arama kurtarma kapasitesi, sahaya intikal ve sahada çalışabilme, iletişim ve haberleşme, bağışların toplanması ve dağıtımı, CBS gibi araçların kullanımı gibi konulardaki zorluklar incelenmiştir. Analiz Raporu bu doğrultuda afet yönetimi ve STK’ların adaptasyonunda karşılaşılan yetersizlik alanlarını ve yol açtığı olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik öneriler sunmaktadır.